16 Ocak 2012 Pazartesi

film arşivine katkı

İzlediğimiz filmlere bir sayı verme dürtüsü oluşuverdi birden.Saydım baktım da 18 olmuş, blog yazmaya başladığımdan beri.Bu haftadan devam:

19.Abduction:Aman aman uzak durun bu filmden.Tam bir vakit kaybı-Ki eminim daha önce aynısının tıpkısının benzeri bir çok film çekilmiştir.Taylor Lautner için çekilmiş zaten, Twilight'tan edindiği ancak 12-13 yaşlarındaki hayranlarını memnun etmek için.Ama bana hiç hitap etmedi.
Hikaye çok da yaratıcı değil zaten.17 yaşalrında bir ergen var, öfke sorunları yüzünden felan psikoloğa felan gidiyor.Neyse komşu kızı var bir de aynı okuldalar, hoşlanıyorlar ama açılamıyorlar da öğretmenleri bunalra bir ödev veriyor.Onlar da ödev hazırlarken bi bakıyorlar çocuğun resmi kaybolan çocuklar sitesinde.Çocuk anne-babasına sorunca evlatlık olduğunu öğreniyor.Fakat kötü adamlar çocuğun yaşadığı yeri buluyor.Meğer gerçek babası ajanmış da bir liste varmış, kötü adamlar çocuğu bulunca anne-babasını öldürüyor, çocukla kız kaçıyor, CIA bunu arıyor, amannnnnnnnnn babası çıkıyor ortaya, en sonunda da çocuk kötü adamları bu kadar şeyin arasında alt etmeyi başarıyor, kızı öpüyor felan.Boş ver be günlük kötü işte; lafa gerek yok.

20.Contagion:İşte film gibi film.Güzel çok iyi bir filmdi.Kadro zaten çok iyiydi.Matt Damon, Gywneth Paltrow, Marion Cottilard, Kate Winslet,Jude Law, Lawrence Fishbourne ve daha sayamadaığım bir çok isim.Yönetmen de Steven Soderbergh.Bu kadrodan kötü film çıkmaz da zaten.Film salgın hastalık üzerine çekiliyor.Hong Kong'dan gelen bir kadın virüs kapıyor ve kısa sürede ölüyor.Ardından bu virüs yayılmaya başlıyor.Kısa sürede Amerikan sağlık kurulları, Dünya Sağlık Örgütü Olayı kontrol altına almaya çalışıyor.Fakat zaman kısıtlı çünkü milyonlarca insan ölüyor.Kaos Başlıyor, dünya felaket bir hale dönüyor.Laboratuarlar hızla çalışıp bir aşı geliştirmeyi başarıyor ve insanlar bu aşıya ulaşmak için nerdeyse birbirlerini eziyor.Hatta aşı için loto gibi çekiliş yapılıyordu.Filmin konusu tanıdık geldi değil mi?Geçen senelerde domuz gribi ve ondan önce kuş gribi için yaşadıklarımızı, aşı tartışmalarını bir hatırlayalım...Film de bu kuşkuyla bitiyor zaten.Kesinlikle izlenmeli.

21.50/50:İşte muhteşem bir film daha.Bu filmi gece yarısı izledik belki de ondan ama bu kadar duygulanarak izlediğim film sayısı çok azdır.Çok güldüm ve çok ağladım.Esas oğlanımız Adam.Kendi halinde, sevimli, iyi, çalışkan bir adam.Sevgiliyle yaşıyor, babası alzeimer hastası sıradan bir insan.Bel ağrısı için gittiği hastanede ciddi bir kansere yakalandığını öğreniyor.Bundan sonrası ise kemoterapi, hastane, ağrılar, sızılar..Sevgilisi katlanamadığı için onu terk ediyor.Arkadaşlarından kaybettikleri oluyor ama yine de hayattan kopmuyor.Halbuki yüüzde 50 yaşama şansı var.En son kemoterapi işe yaramadığı için ameliyat olması gerekiyor.
Bir film bu kadar naif, duygusal, bu kadar samimi olabilir mi?Hem de bayaa güldürüyor.Onu hiç önemsemiyor, sadece yatağa kadın atmayı düşünüyor gibi görünen arkadaşının evinde kanserle ilgili kitapları görünce hüngürdemeye başladım bir ara.Çok iyiydi.Oyunculuklar müthişti.Özellikler Joseph Gordon-Hewitt rol yapmıyor resmen yaşıyor Adam karakterini.Sonradan öğrendiğime göre Golden Globelarda bu rolle en iyi erkek oyuncu ödülüne adaymış.Yakışır.Bu film izlenmeli, hayatın, yaşamanın, sağlığın değerini bilmek için en azından.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Fikr-i şahaneniz için çok müteşekkirim efeniim:)))

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...