29 Eylül 2012 Cumartesi

Kahvaltı keyfi!

Mutluluğun kahvaltıyla bir ilgisi olmalı!


Ben tabaklarımızı alıp ganimeti adilane paylaştırmaya gidiyorum.
Afiyette kalın!
Edit: Şu an fark etttim tabağa çanağa dikkat etmeyin, kolay yapmışım resmen:)))Elim hangisine gittiyse...

27 Eylül 2012 Perşembe

Arz-ı Halim

Aslında bambaşka şeylerden bahsedecektim, dün kucağıma almıştım bilgisayarı, bir gece önceden bahsedecektim.2010 yılı 25 Eylülde yapılan bir düğünden bahsedecektim.Mr. And Mrs. bizden bahsedecektim.2 yılı devirmiş bir çift olduğumuzdan dem vuracaktım.Nikah ayrı, düğün ayrı yaptığımız için deliye her gün bayram misali bizde kutlama bol.Kutlama yemeğimizden bahsedecektim.

Babam aradı, insan nasıl da anlıyor bir terslik olduğunu.Aklımdan yüzlerce  ölümlü, kazalı senaryo geçti bir kaç saniyede.Ailede kimseyi bırakmadım düşünmedik.Bir kaç saniyeye neler neler sığdırdım.
Babammış hastanede olan, telefonu ilk açtığında sesi iyidi,sonra çözüldü tabi.Ağaçtan düşmüş, acildeymiş.

Ege'yi aramam, hastaneye gitmemiz...Hepsi hemen oldu.Babamı acıyla kıvranırken gördüğümde felaket senaryoları zihnimde cirit atıyordu.Röntgenler, ultrasonlar, doktorlar derken korktuğumuz kadar kötü bir durum olmadığı anlaşıldı.Kırık yoktu allahtan, iç organlarda da bir sıkıntı görülmedi, zaten 6'ya kadar hastanede gözetim altındaydı.Akşamüstü eve getirdik.

Tüm günü ayakta, aç-susuz ve endişeyle geçirdik.Ege'yle hastane koridorlarında kök saldık.Ama babamın bu kazadan en az sıkıntıyla atlattığını öğrendik ya.Umrumuzda bile olmadı.

Babam hala acı çekiyor ama geçecek, sadece ağrı kesiciye ve dinlenmeye ihtiyacı var.Diğer hiç bir şey de umrumda değil.

Kaza görüne görüne gelmiyor, Allah hepimizi korusun kazadan beladan...

26 Eylül 2012 Çarşamba

68. Çalgı Çengi


İşler Güçler son zamanlarda fena sardığımız bir dizi.Tamam denenmemiş, yapılmamış bir şey yapmıyorlar; daha iyileri var ve izliyorum ama Türk televizyonlarında farklı bir şey görmenin mutluluğuyla son zamanlarda takip ettiğimiz tek dizi kendisi.
Çalgı Çengi televizyonda da yayınlanmıştı yanlış hatırlamıyorsam ama izlememiştik o zaman.
Ahmet Kural ve Murat Cemcir hatrına izleyelim bu kez dedik.Hatta Hasan da vardı bizde.
İki düğün şarkıcısı Salih'le Gürkan.Prova yapmak için gittikleri bir depoda görmemeleri gereken bir şeye tanık oluyorlar; mafyanın bir adamı öldürmesine.
Adamlar bunları tek şartla serbest bırakıyorlar; o da cesedi yok etmeleri.
Absürdlük burda başlıyor.Yer yer harika sahneleri var, sesleri de çok güzel bence, arada şarkılar türküler..
Hele "ellerinde çiçeklerle" başlayıp "oy oy Eminem"e giden performansları harika.
Ankara ağzı, raslantılar, beceriksizlikler....Klasik komedi unsurlarının hepsi var.
Ama dizide kendilerini çok geliştirmişler bence, filmde bir olmamışlık var çünkü.
Yine de zaman kaybı sayılmaz diyerek bitireyim!Severek izledik!

25 Eylül 2012 Salı

Sebzeli Tavuklu Çin Usulü Spagetti

Pizza Tomato'ya her gittiğimizde Ege bu Çin usulü spagettiden yer, bayılıyor.
Çin usulu derken sanırım kesimden dolayı yoksa içinde bilmediğimiz bir şey yok.
Ben de kendime görev edindim bunu evde yapmayı, yaptım da, bayıla bayıla yedik, tamam orada yapılana çok benzemedi ama ben bir yolunu bulucam, gderek o tada ulaşmayı düşünüyorum.Ama böyle de çok güzel.
Lazım gerekenler:
Malzemelerin sadece adını veriyorum, siz neyi ne kadar seviyorsanız miktarı kendiniz ayarlayın bence -ki ben yarım paket spagetti ile yaptım.-
Mantar
Tavuk göğsü (200-300gr yeterli olur)
Havuç
Kabak
Kırmızı biber
Yeşil biber
1 kutu krema ( ben krema çok olasın, kalorili olur diye, yarım paket kullandım ama yarım  su bardağı süt ekledim)
Soya sosu- tuz- karabiber- köri - kekik
Yarım paket spagetti

Nasıl yaptığımıza gelince:
Öncelikle söyleyeyim hepsi ince uzun doğranacak, çin usulü böyleymiş.
Önce mantarı suyunu çekene kadar pişirdim, sonra tavukları ekledim.Onlar da sularını çekince diğer sebzeleri de ekleyim, güzelce soteledim.Pişmeye yakın soya sosunu, biraz sonra da kremayı ekledim.Bir süre piştikten sonra baharatları da ekleyip ocağı kapatıyoruz.

Yarım paket spagettiyi haşladıktan sonra bu sosun üzerine döküp iyice karıştırmamız lazım.Daha da güzel bir tat isterseniz kaşar peyniri de rendelersiniz.yYa da maydanoz eklersiniz.Orası size kalmış.Ama bu haliyle de muhteşem oluyor.....


Yaşasın spagetti!


24 Eylül 2012 Pazartesi

Kim kimdir?

Kırmızı halıya çıkan ünlülerin kıyafetlerini ağzımız açarak izliyoruz ya, resimlerin içine düşüyoruz resmen.O kıyafet kiminmiş, bunu kim dikmiş, hangi modaevinin derken benim aklıma kıyafetler değil de tasarımcılar takıldı.Kimdir bunlar, neye benzerler diye düşünürken Google yardımıma düştü.Ben de bir post çıkar burdan diyerek yazmaya başladım.Yanlışım varsa uyarınız efenim!


Lübnan asıllı modacı Elie Saab.Rüya gibi elbiseler hazırlıyor.Onun elbiselerinin içinde insan kendi prenses olduğuna inandırır resmen.Danteller, tüller...Muhteşemler!


Lübnan asıllı bir başka modacı da Zuhair Murad.Lübnan ele geçirmiş bu sektörü sanırım.Ama kesinlikle hak ediyorlar.


Gelinlik denilince akla ilk gelen isimdir herhalde Vera Wang.Çin orjinli Amerikan vatandaşı ünlü modacı 1949 doğumlu.Yanlış duymadınız, hatun 63 yaşında.40 bile göstermiyor halbuki!


Bu da bir başka kırmızı halı gediklisi modacı Zac Posen.


Michael Kors, sadece kıyafet değil her türlü aksesuarın da tasarımcısı aslında, saatlerini gördüyseniz benim ne demek istediğimi anlarsınız.


Monique Lhuilier, bu kadar erkeğin arasında bir bayan tasarımcı hoş oldu.Tüllü, dantelli elbiselerin yanında muhteşem gelinliklerle romantizme devam.


Giambattista Vialli son zamanlarda ismini en çok duyduğum İtalyan tasarımcı.Özellikle Jessica Biel'in giydiği elbiseler çok güzel ve çok farklı.



Naeem Khan, Hindistan orjinli  Amerikalı modacılardan.Beyonce'dan tutun da Michelle Obama'ya kadar pek çok seveni var.


Diane von Fürstenberg.Belçika asıllı ama Alman bir asilzadeyle evlenip boşanmış.Yani kraliyet geçmişi var.Ama o ayaklarımı uzatayım, sakin bir hayat yaşayayım dememiş, moda işine girmiş.Rüya gibi desenlerle bezeli kıyafetleri var, müthiş çantaları da cabası.Ama bu kadına hayran olmamak elde değil!Okudukça yeni şeyler öğreniyorum hakkında.

Reem Acra, lübnanlı modacı.Ortadoğu'dan ne çok isim var.Burnumuzun dibinde resmen ama haberimiz yok.Gece elbiseleri kadar gelinlikleriyle de ünlü.

Jenny Packman, işte bir bayan modacı daha, Düşes Kate'in giydiği elbiseleri hatırlamak olmaz, onun dışında da harika işlemeler, pastel tonlar, romantik detaylar  muhteşem güzellikte.


Sanırım bu kadar, devamını bulursam devamı da gelir, inşallah!


23 Eylül 2012 Pazar

Naşi - Asya Armudu

Ben bir de naşi yazısı yazacaktım, değil mi?Ne kadar çabuk geçmiş zaman, fotoğraflamayı akıl edebilmişim ama.İşte bu güzel meyveyi sizlere anlatayım, faydalarını da tabiii.
Efendim meyvemizin adı NAŞİ ya da Asya armudu.


Dışarıdan bakıldığında elmaya benziyor değil mi?Evet aynı elma gibi.Doğu Asya menşeili bir meyve.Kore, Çin, Japonyalarda meşhur kendisi,Bizim topraklara yeni yeni geliyor.İzmir'de yetiştiriliyor bile.


Kendisi aslında armuta daha yakın, özellikle kestiğinizde aynı armut gibi hatta daha sulusu diyebiliriz.


Bu kadar da değil elbet. Hasat edildikten sonra uzun süre renklerini korurlar ve uygun soğutma uygulandığında çok uzun süre tazeliğini kaybetmezler.


Bu arada Naşi Japonca'da armut anlamına geliyormuş.( yanlışım yoktur umarım, bana öyle söylendi)


Kestiğinizde aynı armut kokusu alıyorsunuz, zaten yüzeyi de öyle.


Şimdi gelelim naşinin faydalarına.Gerçi hangi meyve tamamen faydası ki!

Kanı nötralize eder ve kan sağlığı korur. Sizi kanserden uzak tutar. Hatta araştırmışlar ve düzenli olarak yemeklerden sonra tüketilen naşinin, sigara veya aşırı dumanla vücuda giren kanserojen maddelerin vücuttan atılmasını hızlandırdığını ortaya çıkarmışlar.Şöyle ki kebap tarzı bir yemekten sonra yenilen naşinin etkisi ile, atılan idrarda kansere neden olan maddeler normal değerlerden 5 kat fazla ölçülmüştür.


Bu meyveyi şöyle tarif edebiliriz aslında "elma görünümlü dut tadında sulu armut"

21 Eylül 2012 Cuma

Hocamın Hediyesi

Bu güzel hediyeyi şu an birlikte çalıştığım matemetik öğretmeni Vesile Hocam getirmiş bize.Çünkü Ege'nin de benim de ortaokulda öğretmenimizdi.Şu an birlikte çalışmaktan büyük keyif alıyorum ve kendisini çok seviyorum.

Evire çevire inceledim ve bayıldım. Porselen tencere, altında da bir mum bile var, koyduğum yemek soğumayacak.Kırılır mı diye korkudan kullanabilir miyim, bilmiyorum.



Çok sevdim hediyemi:))))))

20 Eylül 2012 Perşembe

Pazardan

Öncelikle güzel mesajlarınız için teşekkürler, okuldaki sıkıntımı biliyorsunuz,bugün son bir kez toplantı yaptık, derdimi yine anlattım; benimle birlikte bir hocanın daha 6 çeşit dersi varmış, gerçi o sorun etmem ben dedi ama olmazdı.Ders saatlerimiz ise farklı farklı, kimimiz 28, kimimiz 23.Ee haksızlığın daniskası.Öyleydi böyledi şöyleydi derken artık nasıl olduysa hepimize dörder çeşit ders ve 26 saat olmak üzere dersleri paylaştık.Demek olabiliyormuş.Müdür yardımcısının günlerdir ayarlayamadığı konuyu biz yarım saat konuşmakla bitirdik.Bir de sürekli Nurdan hocanın cumayı boş istemesini bahane edip duruyorlar.Nurdan hocayla olayın hiç alakası yok ama durmadan onu bahane ediyorlar; kadının öyle bir dayatması yok, sadece kızı Ankara'da okuyor diye, belki giderim diye öyle rica etmiş, benimle ne ilgisi var.Aramızı bozacaklar nerdeyse - ki benim liseden öğretmenimdi- Zaten gelirken açıkladım da, hocam benim sizinle sorunum yok, aman yanlış anlaşılmasın diye:))))
Sonuç olarak n'oldu?Herkese eşit paylaştırıldı dersler, kimseye ne fazla ders çeşidi düştü ne de ders saati.Ki biz zümre olarak anlaşmıştık da.Madem ayarlayamıyorsun yardım isteyeceksin, sen gençsin yaparsınla olmaz bu iş.
Ders çeşidini, sayısını, sınıf öğretmenliğini hallettik sırada ders programı var, onu da cumaya görücez.
Sonuç olarak biraz kötü bir söylem olacak ama çemkirmeyince, susunca, sesini çıkarmayınca işini yaptırmak çok zor.Ben dile getirmesem böyle gidecekti, böyle çok adilane oldu, benim de istediğim bu zaten.Rabbena hep bana değil, dağılımın adil olması.

Neyse pazartesi-salı okulda bunlarla gerildiğimden kendimi buranın pazarına attım.Dolaşınca da güzel şeyler buldum ve amannnnn dedim, al Özlem, al gitsin.Alışveriş orucu falan da neymiş.
Swotpisces'e imrene imrene böyle oldum sanırım.Ama çok para vermedim haaaa, bence herkes semt pazarlarına uğramalı ve karıştırmalı, güzel parçalar çıkabiliyor:)))))

Tüm yaz uzun eteklerden kaç, sonra yaz biterken al, hem de en az sevdiğin renkten ama aldığın gibi de giy, rahatlığını hisset, üzerinden çıkarama....İşte ben, etek 10 tl.

Yaz biterken almak nasipmiş bu atleti de, ama bu mevsimde hırkaların altına da giyerim ben bunu, 5 tl.
Bu yazlık elbise 10 tl, elimden atamadım; içine astar koysalar daha süper olacakmış ama bana engel olmadı, ben bunu bir şekilde giyerim arkadaşşşşş!

Eee yine ganimet gibi bir elbise 10 tlcik.Kumaşı epeyce kalın ama esnek, kesimi harika bence ki yanındaki siyah parça insanı güzel gösteriyor, kışın giymek için sabırsızlanıyorum :)))))

Alışveriş insanı rahatlatıyor arkadaş, ben hem yoruldum hem rahatladım....


P.S: Bu arada 156 idik 155'e düşmüşüz, kim gittti çabuk söylesin?
:)))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))
Geri dön geri dönnnn ne olur geri dönnnnnnn!

19 Eylül 2012 Çarşamba

Yazmazsam çatlarım!

Malum okullar açıldı.Bugün 3. gününmüzü de bitirdik, bitirdik bitirmesine de bu seneden nefret ettim.Bu dönemden nefret ettim.8 senedir ilk kez kendimi okullar açıldı diye güdüleyemiyorum.İlk kez içimde olumlu hiç bir his yok, ilk kez günler uzuyor, geçmek bilmiyor.İlk kez sinirlerim doruk noktasında.
Bu sene uzun olacak besbellli.
Bu sene benim sinirlerim için zorlayıcı geçecek belli.
Biz okulda 5 edebiyatçıyız.Güzel bir şey bu, sıkıntı yok yani.İki bey, üç kadınız.Hepimize ortalama 26 saat ders düşüyor.Sıkıntı yok, dönem başında da oturur anlaşırız, kim hangi sınıfı istiyor diye.Genellikle yeni gelen 9lardan başlar, eskiler bildikleri sınıfla devam etmek isterler.İlk sene ben de 9lardan başladım, geçen sene de tüm 10ları aldım.Bu sene isteğim de 11 sınıf oldukları için yine onlarla devam etmekti.İdareye verdik istediklerimizi.
Buraya kadar sorun yok.Hatta müdür yardımcısı sordu, programla ilgili istediğiniz şey var mı diye.Ben de dedim ki " Bir gün boş olsa iyi hocam ama en azından yarım gün boş olsa, iyidir".
Pazartesi programı elime ilk aldığımda dumurdum.
Boş günüm yok, yarım günüm dahi yok; pazartesi, perşembe ve cuma 8 saat okuldayım ve pencereler var, salı, çarşamba ise 5. saat dersim başlıyor sonrasında hemen öğle arası var.
Ne var bunda diyebilirsiniz.Okul uzak olduğu için eşim beni okula bırakıyor sabahları ama benim işime yaramıyor bu programda.Öğleyin eve de gelemiycem için haftada beş gün tümden sabahtan akşama okuldayım.
Hayır idarenin tavrı bu olsa, tüm öğretmenlere aynı şeyi uygulasa sorun yok.Ama öyle bir şey yok.
Sonra bir de sınıf sıkıntısı var; ben allahtan istemişim 11leri.Bana iki tane 12, bir tane 9 vermişler; 11lerden sadece iki sınıfım var.Allahtan istemişim.
Benim girdiğim 9-C diğer 9lara dağıtılacak dendi biraz rahatlamıştım.Çünkü hem Türk edebiyatı hem Dil ve Anlatım olunca 6 farklı ders oluyor.Ben sevmem, derli toplu olsun isterim girdiğim dersler.
Bugün müdür yardımcısıyla tekrar konuşmaya gittim bu kez de 9-Byi vermiş bana.Bir de dalga geçer gibi "Bu programda en mağdur sensin" dedi.
Diğer öğretmenlerin bir müdahelesi yok, tamamen idarenin hatta baş müdür yardımcısının beceriksizliği.Durup durup Nurdan hocanın cumalarını boş istemesini öne sürüyorlar, ee biz iki öğretmen değiliz ki onun programı sadece beni etkilesin.
Diğer herkes istediği sınıfı dersi alıyor ama bana kalanlardan bir kolaj yapılıyor.Gençmişim, yaparmışım.
Sinirlerim zıpladı akşamüstü okuldan gelirken, halen de yerine gelmiş değil.
Yarın tekrar toplanacakmışız.Ama hiççççççç umudum yok.
Bu sene toparlanabileceğimi sanmıyorum, çok soğudum okuldan.En ufak bir heyecan hissetmiyorum da.

Öğretmen olanlar anlayacaktır ama olmayanlar da ayıplamasın beni.İçimden geçenleri yazdım, yazmasaydım gerçekten çatlardım.

Şeftali soslu irmik tatlısı

İrmik tatlısının başka bir yorumu, tarif Gözde'den.O irmik güzeli demiş adına ve benim yaptığımdan birazcık farklı.Ama Gözde'nin tarifi burda.

Gelelim benimkine:

Klasik İrmik tatlısı yaparken kullandığımız malzemelerle başlıyoruz.
1 litre süt
8 yemek kaşığı irmik
12 yemek kaşığı şeker (çok tatlı olmasın diye ben 10 kaşık koydum)
1 paket vanilya

Yarım paket Eti Burçak

1 paket krem şanti
1 çay bardağı süt

1 paket labne

üzeri için istediğiniz kadar meyve
2 su bardağı su
3 yemek kaşığı şeker ( meyve tatlı bir meyveyse şekere gerek olmuyor)
2-3 yemek kaşığı mısırı nişastası

-Şimdi bu malzemeleri( süt-irmik-şeker-vanilya) güzelce karıştırıp pişiriyoruz.Sonra yarısını bir kaba koyup ayırıyoruz.Kalan diğer yarısına da Yarım paket Eti burçak bisküviyle karıştırıp borcama döküyoruz.
Ayırdığımız tatlı soğuyunca krem şantiyi bir çay bardağı sütle çırpıp tatlıya ekliyoruz, en sonunda da labneyi ekleyip mikserle çırpıyoruz.
Bu karışımı borcama irmik tatlımızın üzerine döküyoruz.

Artık son olarak da meyveli sosumuzu hazırlayıp en üste döküyoruz ve buzdalabında donmasını bekliyoruz.
Afiyet olsun!




18 Eylül 2012 Salı

Noir Desir - Le Vent Nous Portera

Blogun istatiklerini zaman zaman kontrol ediyorum, hepimiz gibi.Geçen hafta birileri bu şarkının kime ve nasıl yazıldığını merak etmiş; Google'a yazmış doğal olarak.Buraya kadar bir sıkıntı yok, ama ne hikmetse Google o kişileri benim bloguma yönlendirmiş.Ne alaka demedim ve madem aranıyor bu konu, bu işe bir el atayım dedim.

Şarkı muhteşem, klip olağanüstü.
Ben Fransızca bilmem, pek de sevmem yani.Zor bir dil gibi gelir hep.Fransız filmlerini bile izleyemem bu yüzden.Ama bu şarkı öyle mi?Bana Fransızca'yı bile sevdirir.Zaten yarın yamalak "le mö no portuaaarrr" gibi saçmasapan bir şekilde söylemeye çalışıyorum, ki durumum içler acısı....
Şu bir gerçek ki bambaşka bir şarkı; insanı alıp bambaşka yerlere götürüyor; onlarca yıl sonrasına ulaşacak, zamansız ve evrensel  bir parça.
Klip de insanın yüreğinin tam ortasına oturuyor.Annesiyle plaja giden bir çocuk, hava pırıl pırıl, çocuk oynuyor, annesi onu seyrediyor sevgiyle...Ama birden değişiyor her şey; bir kum fırtınası çıkıyor nerden geldiği belirsiz; anne bakıyor bakıyor oğlunu göremiyor, o çaresizlik...Eli kolu bağlı kalmak...Annenin çırpınışları...
Klibi izlerken burnunuz sızlıyor, ben ne kadar da izlesem bu histen kurtuluş yok, burnumun direği sızlar, gözlerim dolar....
İşte şarkı bu:

Evet gelelim şarkıya ve gruba.Noir Desir Fransız  bir rock grubu, bu şarkı her ne kadar pop gibi dursa da.Çok eski bir grup 1985'te kurulmuşlar.Noir Desir kara arzu demek sanırım, ya da ona yakın bir anlamı var.Şarkı 2001 yılından baya eski ama dedim ya eski ama eskimiyor."Rüzgar bizi götürecek" anlamında, bir aşk şarkısı değil yani.

Şarkıdaki şahane ses grubun solisti Bertrand Cantat'a ait.Duyduğum en güzel erkek seslerinden.
Şarkının kime yazıldığını bilmiyorum ama grubun akibetini ya da solistin yaşadıklarını anlatabilirim.
Bertrand Cantat ünlü bir Fransız aktrisle birlikte, Marie Trintignant.

Fakat bu aşk biraz sorunlu bir aşk; kıskançlık, kavga, tutku, ego...Tabiki de uyuşturucu.Kavgalarıyla ünlü çift en son kavgasını bir otel odasında yapıyor, tabiki yüksek miktarda uyuşturucu bünyelerindeyken.Kavga sözlü başlayıp fiziksel şiddete dönüşüyor.Sabah B.Cantat uyandığında sevgilisinin cansız bedeniyle karşılaşıyor.
Uzun sözün kısaca sevgilisini döverek öldürüyor, ifadesinde olayları hatırlamadığını, uyuşturucunun etkisi altında olduğunu söylemiş.2003'te yargılanıp cezaevine konuluyor, 8 yıl ceza almış ama 2007'de şartlı tahliye oluyor.
Grubun bu dönemde müzik yapmadığını söylemek gerekmez ama B.Cantat çıkınca da işler yolunda gitmiyor ve grup dağıldığını açıklıyor.
Sonuçta olan olmuş, ölen ölmüş.Sayısız şahane şarkılar yaratabilecek bir grup dağılmış.Billur bir ses artık cinayet işlemiş bir katil olarak damgalanmış....
Bilemiyorum, yazık diye düşünüyorum.

Şarkının anlamı da böyleymiş:( ben çevirmedim ama - yanlışım varsa düzeltiniz )
RÜZGAR BİZİ SURUKLEYECK

Yoldan korkmuyorum
Tadına varmak, görmek gerekecek
Göğüs boşluğunda zikzaklar
Ve herşey iyi olacak
...orada

Rüzgar bizi taşıyacak
Büyük Ayı'ya mesajın
Ve yarışın yörüngesi
Kadifeden, yumuşak kısa bir an
Hiçbir şeye yaramasa da
...git

Rüzgar onu götürecek
Herşey yokolacak ama
Rüzgar bizi taşıyacak

Okşayış ve mermiler
ve bu felaket bizi çekip duran
Başka günlerin sarayı
Dünün ve yarının

Rüzgar onları taşıyacak

Omuzdan geçmiş genetik
Atmosferdeki kromozomlardan
Galaksilere giden taksilerden
Ve benim uçan halım der ki

Rüzgar onu götürecek
Herşey yokolacak ama
Rüzgar bizi taşıyacak

Ölü yıllarımızın bu kokusu
Birgün kapını çalabilir
Kaderlerin sonsuzluğunda
Biri ortaya konur, peki karşılığında ne alıkonur?

Rüzgar onu götürecek
Deniz yükseldiğinde
ve herkes kendi hesabını yaptığında
Gölgemin derinliklerine
Senin tozlarını götüreceğim

Rüzgar onları taşıyacak
Sen yokolacaksın ama
Rüzgar bizi surkleyecek

17 Eylül 2012 Pazartesi

Çikotoplar!

Ben bi misafir ağırlamayagöreyim, günlerce anlatır dururum herhalde, geçenlerde arkadaşlarım geldiğinde yaptıklarımı şöyle bir dillendireyim.Bu tarif çok kolay, canınız sıkıldığında 10 dakikada yaparsınız, yemesi de oldukça eğlenceli, tadı şahane.Bu tarifi ben Şirin tarifler blogundan almıştım.Orjinal tarif burda:))))


Ben genelde tarifleri birebir uygulayamam ama.Mutlaka bir değişiklik olur orjinaliyle.Örneğin tarifte 250 gr. kakaolu bisküvi deniyor, benim elimdeki paket 175 grlıkmış.O yüzden 1 su bardağı süt koyamadım, azar azar ekleyerek kıvamını bulmaya çalıştım.Orjinainden farklı olarak da içine bir kaşık tereyağ,kuru kayısı, hurma ve damla çikolata da koydum.Tabi siz de ne isterseniz koyabilirsiniz.
Tarif şöyle:
250 gr kakaolu petibör
1 su bardağı süt
1 su bardağı ceviz, fındık
3 yemek kaşığı kakao
3 yemek kaşığı şeker
Üzeri için hindistan cevizi
İsterseniz kuru meyveler(kayısı, hurma, üzüm) ya da damla çikolata


Yapımı da basit.Rondoda petibör ve cevizleri un ufak ediyorsunuz, üzerine kakao, şeker ve sütü ekleyip yoğuruyorsunuz.İstediğiniz ilavelerden sonra yuvarlayıp hindistan cevizine buluyorsunuz.Buzdolabında 1-2 saat bekledi mi, demeyin keyfinize....
Afiyet ola.



Bu arada bugün okulun ilk günüydü, tam bir keşmekeşin ortasındaydık bugün.Her şey de ters gitti, ders programından, girmek istediğim sınıflara kadar herşey ters gitti, istediğim gibi değildi yani.26 saat ders de bünyede şok etkisi yaptı zaten.Neyse bakıcaz artık, bundan kötüsü olmaz inşallah dileyerek bitireyim yazımı.
Bekleyip görücez artık.

16 Eylül 2012 Pazar

Bir Mimdir, iki mimdir ...

Bricitin mimlerine devam ediyoruz.Bu kez iki mim bir arada durumu var, yine eğlenceli sorular ve işte benimkiler!
İlk önce favoriler mimi:
  • Favori rengin?
Mor, eflatun, lacivert, siyah.

  • Favori hayvan? 
Köpek.(hatta bulldog , daha da spesifik olmak gerekirse)

  •  Favori sayı?
O konuda favori sayıya pek inanmıyorum, ya da bir sayının hayatımı çok fena etkilediğine tanık olmadım diyelim!
  • Favori içecek?
Kahve, sütlü nescafe, Türk kahvesi, Latte hatta:))))

  • Facebook mu Twitter mı?
Twitter sanırım, daha hızlı ve eğlenceli.

  • Tutkunuz? 
Wowww! Çok katmanlı bir soru bu.Biraz benciyimdir, kendi isteklerim olsun isterim.Alışveriş severim, tatlılara tutkunum.Beşiktaş benim için bir tutkudur. Görünce elimle dokunmadan geçemediklerim: Küpe, elbise, İhsan Oktay Anar kitapları, dondurma, Mango, siyah oje, çilek-karpuzlu soda, ice-tea, blog ...

  •  Hediye almak mı, vermek mi?
Çok zor soru.Her ikisini de seçme şansım yok mu?Tamma hediye vermek de çok eğlenceli, hele sevdiğin biriyse; onun sevincini görmek çok güzel.Hediye almak da müthiş, beğenmediğin bir hediyeyse tabi kötü olur ama ya hayalini kurduğun bir şeyse....
İkisi de bence!

  • Favori gün?
Cumartesi.Net.

  • Favori çiçek? 
 Güzel kokan çiçekler; nergis, leylak gibi mesela.
 






Diğer mimimiz koleksiyonlarla ilgili:

 Küçükken peçete kolleksiyonu yapmayan yoktur herhalde, ben de yapmıştım.tabi onunla yetinmedim.Parfüm şişesi biriktirdim, mektup kağıtları falan da.Sonra gazete ve dergilerden kestiğim magazin haberlerini yapıştırdığım defterler yapmaya başladım, onlarca defterim var böyle.Kesip kesip yapıştırmışım.İyi uhudan zehirlenmedim.
Sonra yapıştırmak zor geldi ben de gazete küpürlerini dosyalarda saklamaya başladım, elimde Beşiktaş'ın önemli maçlarıyla ilgili o kadar çok fotoğraf ve haber vardı ki.Attım bile bir çoğunu.
Sonra düğün davetiyesi de biriktirdim.Onları da attık sonra.Bir süre film koleksiyonu yaptım.Orjinal dvdlere yatırdım tüm paramı.500 civarında dvd ve vcd arşivim var.Sonrasında internet çıkınca sırf kolleksiyon olsun diye, izlemediğim yüzlerce filmim daha oldu.Etrafa dağıttım hatta.
Şimdilerde ise yemek tarfileri falan biriktiriyorum.Buzdolabımızda bir de magnet koleksiyonu var.O kadar!
Ama ruhta var yani biriktiricilik.Bir zamanlar korkmuştum çöp ev olurum yaşlanınca diye.O yüzden taşındıkça biriktirdiklerimden vazgeçmeye başladım.



Gelelim işin mimleme kısmına:)))))
Herşey Tadında (Gözde nerelerdesin?)
Swotpisces
Şirin Tarifler
Cecilia'nın masalı
Selma
Mühendis
Benden Birşeyler


Resimler alıntıdır.

15 Eylül 2012 Cumartesi

Patates salatası

Herkesin kendince bir damak tadı ve el lezzeti olduğundan kimsenin yaptığı salata birbirine benzemiyor sanırım.Bu da işte benim geçenlerde misafirlerime sonduğum patates salatam:

Ne Lazım?
3-5 adet patates ( Güzelce yıkayıp 8-10 dk düdüklüde haşladım, soğuyunca da küçük küçük doğradım)
2-3 taze kabak ( Bu gerekli değil ama evdeki minnak kabakları görünce dayanamadım, dilimleyip yanmaz tavaya attım, önce suyla döndürdüm bir-iki kez, sonra da bir kaç damla yağ gezdirerek soteledim)
Kırmızı biber, yeşil biber ( ince ince doğradım)
Soğan ( doğradıktan sonra üzerine tuz ekleyip beklettim, çiğ soğan bazen midemi rahatsız eder de)
 1-2 havuç ( rendeledim)
Maydanoz
Baharatlar

İşte bunları koca bir leğende karıştırdım, yağladım, tuzladım, limonladım.


Bol bol da yedik sonrasında!



14 Eylül 2012 Cuma

Misafir Ağırladım!

Dün okuldan bir kaç arkadaşım bana geldiler oturmaya.Hatta içlerinden birisi benim ve Ege'nin liseden öğretmeni.( Evet biz aynı lisede okuduk eşimle)
Gün oldu, devran döndü; biz birlikte çalışıyoruz artık aynı lisede.Hatta benim başka bir öğretmenim daha var birlikte çalıştığım, üstelik o aynı zamanda zümrem.
Değişik duygular bunlar efenimmm.
Canım hocam sana gelmek istiyorum demişti önceden zaten.Ben de okullar açılmadan buluşalım istedim, sonra işler karışıyor haliyle.
Diğer arkadaşları da çağırdım çünkü 3-4 yaşlarındaki kızları oynuyorlar birbirleriyle ve iyi anlaşıyorlar.
Neyse efendim yedik, içtik; sohbet, muhabbet derken akşamı ettik.

Ben de ikram olarak özellikle bloglarından aldığım tariflerle beğenilmenin tadını da yaşadım.İkram tabağım şöyleydi:
                                Patates salatası, börek, çiko toplar ve şeftali soslu irmik tatlısı...

Tarifleri de -tarifleri aldığım arkadaşlara teşekkür ederekten- yazıcam sonraki postlarda:)))

13 Eylül 2012 Perşembe

Ailece Kutlama!

Aslında o kadar çok şey vardı ki kutlanacak, hangisinden başlasam bilemiyorum.

İlk önce babamı anlatayım da bu kadar çok kutlanacak şey nasıl birikti anlaşılsın.
Babama ne derseniz deyin, ne önerirseniz önerin o hep " Tamam" der.

-Baba şuraya gidelim,
-Tamam kızım.

-Baba şunu yapalım.
-Tamam oğlum.

Hayır demez hiç, " Siz bir gün gelin, gidelim" der. Ne zamandır ailecek yemeğe gidelim diye babamı sıkıştırıyorduk.Ne zamandır dediysem epeyce bir zamandan bahsediyorum.
Hasan üniversiteyi bitirince gidecektik, Amerika'ya gitti Hasan; Sonra MBA yapmaya karar verdi; o bitsin sonra dedik; Erasmus'la İspanya'ya gitti.Hadi oralardan dönsün dedik, ben evlendim.Sonra Hasan askere gitti.E askerden döndükten sonra gidelim dedik; bu kez de iş aramaya koyuldu.
E iş buldu, çalışmaya başladı, ilk maaşını aldı, bu kez de araba almak istedi.E onu da bekleyelim derken bu günlere geldik.

Dedemi çıkarmak da zordur evden, o da geldi!
Kutlama da ne kutlaması derseniz; işte burda, mezuniyetten, Mba'ye, askerden, iş bulmaya, yurda dönüşten arabaya kadar elimizde geniş bir yelpaze var.Kutlama işte tüm bunların kutlaması.

Önde biz arkada annemler!
Haa, gittiğimiz yer de en fazla 15 dakika uzaktadır eve; ama işte önemli olan evden çıkabilme sanırım.

Güzel, ferah yeşillikli bir yer Şelale Restaurant.İçersinden şırıltı sesi eksik olmaz, ördekler, kazlar, köpekler...Tam aile yeri.Gündüz gitseydik bol resimli olurdu bu yazı ama gittiğimize şükür diyelim.

Et, köfte, ızgara çeşitleri, keşkek falan ne varsa var ama biz Hasan'la alabalıktan yana kullandık hakkımızı.Çok acıkmışız ki fotoğraf çekmeyi kahveleri içerken akıl edebildik.Olsun artık bir başka sefere.

 İşte bu da Hasan'ın yeni bineği.Tutturdu ille de Golf olacak diye.Kazasız belasız kullanır inşallah!

Ege'yle oto yıkama işine verdiler bir ara kendilerini de evde... Hasancım da sağolsun ablasının da eniştesinin de ilk maaşcağızıyla karınlarını doyuruverdi.Afiyette kaldık biz de, güzel günlerde harcasın parasını...Allah bereketini versin!

Artık gecenin sonu, Hasan bizi eve bırakır, gece biter. Evli evine , köylü köyüne zamanı...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...