25 Aralık 2013 Çarşamba

Artan Pilavı Değerlendirmece


Ay bir tarif gireyim bari de, normalleşme belirtileri göstereyim.

Efenimmm yine basit bir tarifle karşı karşıyayız.
Annem buna Çin pilavı diyor ve tabi başka yapıyor.Ben pilavı pişirmeden, birgün önce pişmiş pilavı ısıtarak kullanmak istemediğimden yaptım bunu.Malumunuz pilav ısıtılınca tane tane olma özelliğini kaybediyor.
Efenmmm lazım gelenler:
Yine her zamanki gibi ölçü yok, tamamen ağız tadınıza ve elinizde olanlara göre koyuyoruz.
Pilav "Özel bir ölçüden de yapabilirsiniz, benim gibi bir gece önceden de kalanı kullanabilirsiniz"
Mısır " Ben konserve olanı değil de yazdan haşlayıp dondurucuya attığımı kullandım"
(Bir de kısa bir yazarın notu ekleyeyim: Mısır fena güzel süt yapıyor)
Kornişon turşu "Minik minik doğrayıverin gari"
Maydanoz, yeşil soğan ve olmazsa olmaz dereotu

İşte bunları doğrayıp pilavla buluşturuyoruz.
Ben diyeyim pilav salatası siz deyin Çin pilavı yemeye hazır.
İster misafirlerinize ikram edin, ister yemeğin yanında yeyin.
Afiyet bal şekerler :))))

23 Aralık 2013 Pazartesi

Bir Fikrimühim kampanyası: Breath Rightt

Hayde bakalım yazmaya başlayalım da sonunu nereye vardırırız bilemiycem a dostlar.
Öncelikli konum Fikrimühimden gelen Breath Right burun bantları.
eğer Fikrimühim'i duymayan varsa önce sitelerini bir incelesinler, şahane bir oluşum.Denemek, denediğiniz ürünle ilgili fikirlerinizin değer görmesi ve fikirlerinizi paylaşmak çok güzel.Ben de Bir fikrimühim olmaktan ötürü mutluyum.
Kampanya aslında ayın başında başladı.İçersinde denememiz ve etrafımıza dağıtmamaız için Breath Right burun bantlarının olduğu küçük bir kutu geldi.Bu bantların reklamlarını da görmüştüm hatta markette de gözüme ilişmişliği var ama denemedim.Ha ismiyle müsemma bir ürün, ne işe yarar ki bu diye düşünmüyorsunuz, "Breath"ınızı "rihgt"lıyor, siz de mışıl mışıl uyuyormuşsunuz.



Deneme ürünleri aile içinde kapıi kapıi gitti, özellikle burun tıkanıklığından mütevellit horlama sorunu olanlar kapanın elinde kaldı tarzıyla olaya müdahale ettiler.Ciddi bir horlama sorunu var da aile eşrafında, ben genetik olduğundan bile şüpheleniyorum ya neyse...
Kalan numuneleri de kocacığımla ben kullandık.


Hemen yazmak istemedim, belki bu kampanyayı yazanları görmüşsünüzdür, hep aynı konu ve yazılar, advotariallar (doğru yazmıiımdır umarım) basın bültenleri işte, herkeste aynı yazı olunca inanın içimden okumak dahi gelmiyor, alt alta hepsi aynı olunca.Biraz bekleyeyim istedim bu yüzden, hem de ürünü iyice kullanırım dedim.

Gelelim benim yorumlarıma.Üzgünüm beğeneni, alkışlayanı çoktur belki ama bende pek bir fark yaratmadı.Uykumun kalitesini çok değiştirmedi.Aslında ilaç değil, merhem değil.Burnunuzun üzerinde küçücük birşey, hissetmiyorsunuz bile. Ama dediğim gibi ben pek bir faydasını göremedim.Deliksiz uyku benim için hayal zaten, Gülce'yle yatıp Gülce'yle kalktığım için.
Gerçi bir de hasta olduğumda kullanmak için bir tanesini saklıyorum kimselere vermedim.Umudumu kesmedim daha.


Ürünü kapan aile fertlerine gelirsek, onların durumu benden biraz farklı.Kardeşim mesele daha rahat uyuduğunu söyledi.Gerçi yalnız yaşadığı için horlama konusundaki etkisi muallakta kaldı, keşke elimizde o konuyla ilgili de bir veri olsaydı.(İsterseniz uyutayım kardoyu:)))

Dediğim gibi çoğunluğun fikirleri olumlu, daha rahat nefes aldıklarını, bu sebeple de daha rahat uyuduklarını söylüyorlar.bu kadar savunucusu olan bir ürünü denemek lazım, özellikle de kış günleri soğuk alğınlığı ve kaplı burunlara bu kadar yakınken.

Nacizane fikrim budur diyerekten bir başka Fikrimühim kampanyasında görüşmek üzere sevgili arkataşlar :)))))

11 Aralık 2013 Çarşamba

Yarı yaşımız, 6.Ay

Hayde bakalım bir yeni ay yazımızla daha karşınızdayız efenimmmm.
6 aylık olduk bile, dile kolay; önceleri gün gün sayarken Gülce'nin yaşını hafta hafta saymaya başladık. Şimdi ise ay ay saymaya geçtik, büyüdük mü ne?
Perşembe aşımız olduğu için ve 4 aşı olduğu için aklım orda.Allah kolaylık versin de o günü biran önce atlatalım, az ağlayış az ateş ve az huysuzlukla.



Özellikle son iki haftada çok değişti Gülce hanım.Yüzüstü durmayı hiç sevmezdi ama şimdi başını kaldırıyor.Sırt üstü de göbeğini kaldırmayı öğrendikten sonra ileri ileri zıplayarak gidiyor.Bir nevi emekleme sayılmaz mı?Sonra pek dillendi, değişik sesler çıkarmaya başladı.Ama en çok bize kızarken konuşuyor resmen, ona bayılıyoruz.Artık neler söylüyor, ne azarlar yiyoruz orasını bilemiyorum.Bu hafta ise oturma çalışmalarına başladık.Nasıl gayret ediyor anlatamam.Ellinden tutup birazcık oturunca çok seviniyor cancağızım.

Ek gıdaya daha geçmedik, cumartesi doktor randevumuz var, belli olmaz ama ben bazen meyve ve sebzeleri diline değdirmek suretiyle tatlarına baktırıyorum.Mama sandalyemiz hazır, babaannemiz aldı.Arada biz yemek yerken onu da oturtuyoruz yanımıza.Bazen eline kaşık verip konserini dinliyoruz.
Çok keyifliiii yaaa.

Bugünlerde de baya misafir ağırladık, kızçe yabancılamaya başladı ama bayanlara karşı daha ılımlı, erkekleri pek sevmiyor.Dedeleri ya da dayısını gördüğünde dudak büküp ağlıyor.Çok sevimli oluyor ama yaaa.

 Bu minnacık eteği ve boleroyu bir öğretmen arkadaşım getirmiş hediye olarak, çokkkkkkkkkkkkkkk beğendim çok.


Gelelim hastalıksal mevzulara, biraz öksürdü diye biz tam depresyona bağlıyorduk ki, allahtan geniz akıntısıymış.Odanın ısısını düşürdük, eğimli yatırdık falan da geçti. Ayyy hastalık olmasın, bebeler hasta olmasın.

Eeeee yeni ayda görüşelim efenimmmm:))))


1 Aralık 2013 Pazar

Neler yapıyorumdur?

Şöyle bir selam vereyim dedim.Ooooo bir bakmışsın zaman geçivermiş.Ha bugün yazarım ha yarın derken nerdeyse bir ay olmuş.Ama bu akşam yazayım da şöyle bir gözüm gönlüm açılsın.


Günler pek Gülce'li geçiyor.Sabah akşam bol oyunlu, bol agulu, bol neşeli geçiyor.Nasıl olduğunu bilmeden Kasım da bitti, aralık geldi.Kış da geldi ya, hele bugün baya soğuktu.Kızı dışarı çıkarmaya korktuğumuz zamanlar, öncesinde balkona falan çıkıyorduk ama bundan sonra naparız bilemiyorum.Gerçi biz titizlendikçe ...Olmuyor işte, çok üzerine düşmemek gerekiyor da.Bu kez de bizim kızda öksürük başgösterdi.Gerçi doktor geniz akıntısıdır dedi, hele kaloriferli ev olunca ve içerisi çok sıcak olunca kaçınılmaz oluyor ama neyse.Önlemlerimizi aldık.Umarım şu öksürükten de kurtuluruz.

Bu yazıyı yazarken sevgili alt komşumuzun bağırışları bana eşlik ediyor.Dedikoduya girer mi bilmiyorum ama olmayan birşeyi de yazmıyorum sonuçta.2 buçuk yaşlarında bir kızları var, sanırım herşeyi ağlayarak elde etmeye alışmış.O ağlıyor babası da o ağlamasın diye en dahiyane yöntemi uyğuluyor; bağırmak.Hem de ne bağırmak, hatta küfür bile var, ne ağza aalınmayacak şeyler.Ayıp ya.
Tamam biz de anne babayız, başımıza gelir mi bilmiyorum ama yukarıda biz utanıyoruz hatta tedirgin oluyoruz babanın bağırışlarında.Küçük kızı düşünemiyorum bile..
Komşu işi çok acayip yaaa, hepsi işinde gücünde ama hiç birisi birine benzemiyor; kapıçarpangiller (ki kız ilk başlarda dengidek uyanıyordu, şimdi o bile alıştı), üçüncü kattan birince kattakiyle bağıra çağıra sohbet edengiller, arabalarını kırk farklı şekilde park etmek suretiyle desen yapangiller ...Aman burda kalayım ...


Aaaaaaaa Paul Walker ölmüş..ANaaaaaaaaaaaaa! Vay ulan hayat ne garip, Hollywood yıldızı olsan da, milyon dolarlar kazansan da herkes gidici.Ama çok oldum resmen R.İ.P Paul Walker deyu görünce.Ecnebiler R.İ.P deyedursun, biz de Allah rahmet eylesin diyelim bari.
Fast and Furious izlemek garip olacak yaaa.


Kızdan arta kalan zamanlarda Revenge izlemeye başladım.İntikam'ın orjinali. Daha pek başındayım çok zamanım olmuyor malumunuz ama olsun.Öyle çok hayran olduğum söylenemez, tadımlık diyelim.

Aralık da geldiğine göre iznimden yiyorum yavaş yavaş demektir.Bir buçuk ay kaldı.Biraz da özledim sanırım çalışmayı.Arkadaşları falan, bizimkiler de hep kıvradılar bu dönem.Önümüzdeki hafta sonu Filizcim evleniyor mesela, Anıl da nikah yapmış, yaza düğün var.İki tanesinin de bebeleri oldu.Çok hareketliler canım.
Düğün konusu iyi güzel hoş da bir 10-15 kilo fazlam var ki, işte o beni fena halde düşündürüyor.Gitmedi gitti.Gram oynamıyor ya, ha tamam emziriyorum ama giden birşey yok.E rejim de yapamıyorum. Hayatımın hiçbir döneminde kolay kilo veremedim zaten. Gram gram tartarak yiyip spor da yapmam lazım ki verebileyim.Öyle olunca acı gerçek acı acı yüzüme vuruyor.NApcaz bilemiyorum ki ocağın sonunda Ezgi'nin de düğünü var.Özo sıkıntıda a dostlar :)))))

Neyse bugünlük bukadar, ufukta 6. ay yazısı görünüyor, o zamana kadar hoşça bakın zatınıza:))))

11 Kasım 2013 Pazartesi

5. Ayımız

Hayde bismillah deyip yazmaya başlıyorum.Bu kez ay içersinde fırsat buldukça yazmaya başlıyacağım ki yumurta kapıya dayandığında ne yazacaaadım diye fazla düşünmeyeyim.

4. ayı kurban bayramıyla birlikte tamamladık.Bu ikinci bayramımız fakat Ramazan bayramından fazla birşey anlamadığımız göz önünde tutulursa asıl bayram serüvenimize bununla başladık.Bayramlıklarımızı giydik, bağırdık çağırdık, kendimizi sevdirdik ve kalabalık ortamlara akmanın şaşkınlığıyla ağladık bile.Seneye bayramlar daha güzel olacak Gülce'yle eminim.

Bayram haftası babamızla olmanın rahatlığı inanılmazdı.Üzerimden büyük bir yük kalktığını hissettim.Bir de halamız falan da gelmişti.Kalabalık olmak ne güzelmiş yaaaa.

Bu hafta ilk market alışverişimizi yaptık Sultanımızla.Gayet uyumlu davrandı, reyonları inceleye inceleye alışverişimizi tamamladık.O gazla bir de kahve içelim bari dedik ama servis de biraz gecikince oturduğumuz kar deyip eve geri döndük.Olsun bu da bir başarı bence.Bu başarının gazıyla da pazar günü Optimum'a gittik.Gidiş yolunda azıcık uyudu Gülce .Gezerken de hiç sıkıntı vermedi.Bir tek karnını doyurmam yetti.Ama Migros alışverişinde başlayan huysuzluk, uyku saatinde uykuya dalamamanın verdiği sıkıntı derken dönüş yolumuz biraz bağırtılı çağırtılı geçti.En son ana kucağı, emniyet kemeri, güvenlik falan dinlemeyip kızı kucaklayıp emzirerek eve vardığımızı hatırlıyorum.Gülce istediğinde çok ikna edici olabiliyor.


Tatil sonrası aşı ile haftaya başladık.Böylece ilk ateş tecrübemizi de yaşamış olduk.Onca şey okuyup kendimi hazırladığımız düşünüyordum ama meğerse teori ve pratik ayrı şeyler-miş.Akşamüzeri kız huysuzlanmaya başlayınca ateşi fark ettim. 37.3'ü gördüm.Soyup soğana çevirdim Gülce'yi.Ege pür telaş eve geldi.O benden de beterdir telaş konusunda.Hemen ılık bir duş aldırdık.Sonrasında da elimde ıslak bez alnına kollarına koydum ama bir ara düşer gibi olduysa da düşmedi.Ateşdüşürücü ilaç vermeyi ilk başta düşünmemiştim çünkü yüksek bir ateşi yoktu.Ama zaman geçtikçe Gülce sadece ağlamaya başladı, çok keyifsizdi.Bilemiyorum işte, ilacı verdim ve bir süre sonra uyudu.Gece de hep kontrol ettim allahtan fazla çıkmadı.Minoset sana yenildim işte.

Bizim kız uykusuna hiç dayanamıyor.Eğer uykusu geldiyse ne yapıp edip uyutacaksın.Sallar mısın, emzirir misin, pışpışlar mısın, orası sana kalmış.Eğer uyuyamazsa vay halimize.Kendi kendine uyusun diye uyku eğitimi versem diye bir hata yaptım, yaklaşık 2-3 saat ağladı.Hani 5-10-15-20 dakika aralıklarla gidip ağlasa da kendi kendine uyumasını sağlıyorsun ya.Bizimkine yemedi.Bir başka bahara kaldı böylece.


Optimum'a gittik demiştim ya, dayısı Gülce'ye oyun halısı aldı, biz de oyuncak reonunun önünde kök saldık, itiraf ediyorum bazılarını kendim için almış olabilirim.Çok güzel oyuncaklar var yarabbim, hepsini almak istiyorum.

Bu ay ücretsiz izne çıktığım aydır.2 ay kadar maaşsız olucam, epey alışmıştık çift maaş olayına, garip gelecek ama kızçem herşeyden önemli.

İnternet alışverişlerini de eksik etmiyorum ama artık kendime değil Gülceye birşeyler bakıyorum.Bu iki parçayı kış için aldım, biraz büyükler ama giydirmek için sabırsızlanıyorum.

Ayın son haftasını da su çiçeğiyle uğraşarak kapattık.Minnacık kızım biraz hızlı çıktı, nerden aldıysak virüsü aldık ve bir hafta çektik.Gerçi şimdi hala kabarcıklar kabuk bağlamış halde ama en azından yenileri çıkmıyor.Bu kez ateşi çıktığında tamamen doğal yöntemlerle indirebildim.Ege de İstanbul'da olunca annemler geldi benle kaldı.
Bu ay biterkenki doktor kontrolümüzde 6.090 kg, 60 cm idik.Evet hastalık boyunca emmesi biraz değişmişti zaten, hafif atlattık belki hastalığı ama kilosu çok artmamış bu sebepten.

Kıpır kıpır bitiriyoruz bu ayı, yan dönmeye başladı, eller kollar hiç yerinde durmuyor zaten.Uykuya dalma hala sıkıntılı çoğu kez ağlamaktan katılıyor ve mecburen elektrik süpürgesiniçalışıtırıyoruz.Bilmeyenler için söyleyeyim o ses bebekleri rahatlatıyormuş.Anne karnındaki ortama benzetiyormuş miniminiler.Bizimki de pek seviyor o sesi, hem sakinleşiyor bir süre sonrada uykuya dalıyor.
Televizyon izletmiyoruz, doktorumuz özellikle uyarıyor ama bazen televizyon açıkken önünden geçsek bile 5 aylık bir kuzunun ekrana bakmak için nasıl uğraştığına hayret edersiniz.Aynı şey telefon ekranı için de geçerli.Nasıl da ilgilerini çekiyor hayret.

Bu ay birbirimize daha da bağlandığımız ay oldu.Bazen birbirimize baka baka gülüyoruz, kucağında ise bir süre sırıtıyoruz birbirimize, ben konuşuyorum o dinliyor, bazen de o konuşuyor ben dinliyorum.Ay çok dilinden de anlamaya başlıyorum.

Bu ay ellerini keşfettiği ay ayrıca, nesnelere dokunmaya, ellerini kullanarak hareket ettirmeye başladı.Çıngıraklı ve ses çıkaran oyuncaklar favorisi.Bir de parmaklarını emmeye bayılıyor, uyumak için başparmağı kullanıyor ama genellikle tüm parmaklarını ağzına sokmaya çalışıyor.Halleri pek komik.
 Günler geçiyor işte, 6. ayda görüşürüzzzzzzzz!

6 Kasım 2013 Çarşamba

Gülce Kızın Suçiçeği ile Savaşı

Bir önceki yazımda da bahsettiğim üzere evimizin gündemi suçiçeği.
Artık hastalık gerileme dönemine girdi.Gülce ile şarkılar söyleyerek, tehditler savurarak akvuyarları harekete geçirip virüsleri geri püskürtmeyi başardık.Geceleri ateşimiz çıksa bile akyuvarlarımızın moralini yüksek tuttuk.Gülce kaşınma nedir öğrenmeden bu hastalığı bitirirsek süper olacak.

Bugün çarşamba ve ancak kabarcıklar yavaş yavaş kösmeye başladı.Özellikle pazar günü baya korktuğumu itiraf etmeliyim.Eli kolu bağlı olmak çok kötü, yalnız başına olmak da öyle...
Hastalık geçiyor ama mızmızlık kaldı birazcık. Uyku düzenimiz değişti, yememiz içmemiz de keza öyle.Biizm kızçe işler istediği gibi olmayınca ağlamayı tam ağlama da değil de bağırmayı öğrendi.
Hade bakalım hayırlısı.
Bu hastalığı da burada bitirip yolumuza bakıyoruz ey ahali:)))

2 Kasım 2013 Cumartesi

Gülce kız çiçek açtı !

Annelik ah bu annelik.
İlk resmi büyük hastalığımızı olduk bu hafta. Bir iki kızarıklık ile başladı. Önemsemedim.  Bebek sivilcesidir diye ama değilmiş. Ertesi sabah kalktığımızda kafasında, bacaklarında, sırtında su dolu kabarcıklar görünce dank etti kafama. Saati zor ettim doktoru aradım. O da teyit etti. Gülce suçiçeği çıkarıyor.
Yapılacak pek de bir şey yok.  Ateşi kontrol edicez. Çok kaşımamasını sağlıycaz. Sabredip bekliycez.
Çok zor bu bekleme işi. Öpmeye bile kıyamadığım yumuşacık yeninde kırmızı kırmızı kabarcıklar. .. Allahım yardım et. Kuzucum çabucak atlatsın en azından hafif atlatsın.
Bu kadar küçükken yakalanması da ilginç. Bizim kızın hiç bir şeyi normal değil olmayacak da sanırım.

Aksi gibi yalnızım da bu hafta. Ege eğitim de İstanbul'da.  Annemler Tatvanda Ezginin yanında. Kardeşim benimle kalıyor ama onun da işi çok yoğun, fabrikayı taşıyorlarmış. İşe girişi belli çıkışı belli değil.  Annemler de dayımın küçük oğlunu everiyorlar. Yanlızım işte .

Puantiyeli Gülce sultan ve annesi selam eder.
Bebeler hasta olmasın, insanlar yalnız kalmasın deyü.


Edit: İkinci sabahımıza uyandık. Suçiçeği giller yayılımcı bir politika izlemiş gece. Sayıca ğek çoğalmışlar. Özellikle saçının içinde gerçi saç demesek de tüy desek daha anlamlı olacak.  Gövde ve bacakta da yerleşik düzene geçmişler. Ateş yok ve Gülce kız normal. Tek sıkıntısı eline taktığım eldiven.  Parmağını ememiyor da sinir oluyor.

Gün gün bu yazıyı editleyerek yazmaya devam edicem.


30 Ekim 2013 Çarşamba

Özo'nun Annelikle İmtihanı

Yalnızca yakın arkadaşlarım bana "Özo" der.
Yok yaaa, birden aklıma Yılan Hikayesi geldi de.
Neyse anacım çata pata küte edindiğim annelik statüsünde ağır aksak ilerlerken bir kaç birşeyler karalayayım istedim.
Bazen çok dolu oluyorum bu konuda acayip yazasım, içimi dökesim geliyor.Bazen de unutuyorum işte.

Kutsal annelik bağıyla....
Yok anam yok öyle başlamıycam yazıya.Öyle başlarsam romantik komedilerdekine benzeyecek yazı.Öyle değil ama işte.
Bizim fındık dünyanın en güzel şeyi.Resimlerine bakıyorum da o en çirkin, en kara kuru, en sarılıklı, en zayıf haliyle bile o günlerde benim gözüme dünyanın en güzel şeyi gibi geliyordu.Kargaya yavrusu kuzgun misali.Geçenlerde eski fotoğraflara bakarken Ege'yle ikimizin kafasına dank etti, yaa bizim kız ne kadar çirkinmiş doğduğunda. Artık his ve hormon yüklü gözler nasıl görüyor 10-15 günlük bebeyi siz düşünün.

İyi kötü kızçemle bir uyum tutturduk.Anlıyoruz birbirimizi, daha çok ben anlıyorum da o anlamamazlıktan geliyor.Olsun.Ama işte etraf var ya etraffff.

Mesela dayımlar bize geldiklerinde bebeği göstermemişiz.Annem diyor bunu.Evet, bebek odasındaydı ve uyuyordu.Uyandırayım mı miniği göstermek için.Odasına da ilk günlerde çok insan sokmamaya çalışıyorduk.Ne var bunda?

Çok öpmeyin, ellerinden öpmeyin dedikçe; kalabalık içersine çıkarmaya çekindikçe adımız pinpirikli oluyor.Yaaa biz bu hanıma kavuşuncaya kadar neler çektik, bir de hasta olursa evde bunun sıkıntısını biz çekicez, başını biz bekliycez geceleri.Elbette ki pinpirikli olurum, eğer adı buysa.

Bir de Ege de ben de kızı rahat ettirmeye çalışıyoruz.Genelde ne isterse onu yapıyoruz.Yani benim keyfim, ohhh ne ala gezerim demedim.Kız nerde uyursa uyusun demedim çoğu zaman.Ama annem sağolsun ne diyor: "E öyle alıştırdınız." Bunun nesi kötü.
Bir de "ağlasın ciğerleri açılır"cılar var.Yaaa niye ağlasın el kadar bebe.Açılmayıversin ciğerleri.Zaten dünyaya uyum sağlamaya çalışıyor yavrucak; bir de düzeni mi bozulsun,  kafası mı karışsın...

Ayrıca bizim kendi bilgili uykusu geldiyse hemen uyumak ister, uyuyamazsa dalamazsa yandık ki ne yandık.Çığlık çığlığa oluyoruz.Akşam 8 gibi de uykusu geliyor.Birçoklarına göre erken yatırıyormuşuz.Tamam geceleri kalkıyor 3-4 kez, evet çalşımaya başlayınca uykusuzluk beynime beynime vuracak ama ne yapayım. Mızmızlanıp 12 gibi uyuduğunda da sabahları erken kalkıyor cimcime, 12de yattım deyip sabah 10a kadar uyumuyor ki sıpa.6 dedin mi uyanıyor kaçta yatarsa yatsın.Hem okuduğum önemli kaynaklar diyor ki, büyüme için uyku çok öenemli, hatta büyüme hormonu en çok 20-24 arası salgılanıyormuş.Yani doğru yaptığımı düşünüyorum.Ama kimi görsem yanlış yaptığım düşüncesini içinde tutamıyor.

Oyyy oy, neysem işte misafir dalgası baya baya azaldı.Bu haftasonu dayızadem küçüğü evleniyor.Ege eğitime gidecek, kardeşim benle kalacak.Bugün raporla uğraştık, sonrasında ücretsiz izin için dilekçe verdik.En azından o iş biraz halloldu sayılır.

Ahvalim böyledir a dostlar.Görüşürüz.


Yazmayı bitirdim ama sonradan kafama dank etti, yarın 29 Ekim.Takvimlerden, tarihlerden pek bihaber olan ya da saatle günle pek işi olmayan bendenizi mazur görüverin.

Cumhuriyet bu milletin kendine yakışanı kendine layık olanı bulmasıdır. Mustafa Kemal Atatürk'e ve bu uğurda emek vermiş herkese ne kadar minnet duysak azdır.Gururla, saygıyla; başımız dik bugünlere geldik, nice 90. yıllara

12 Ekim 2013 Cumartesi

4. Ayımız

Kolay değil tabi, 4 ay geçmiş.
4 aydır annecilik oynuyorum.Yazın başında yaşadıklarımdan sonra bu günlere gelmemiz inanılmaz.Allah'ıma binlerce kez şükürler olsun.
Nerden başlayayım anlatmaya yine bilemiyorum.Tıkanıp kaldım.Oysa şaldur şuldur yazardım ben.Şimdi de o kadar çok şey yazmak istiyorum ki...Kelimeler yetmiyor bir türlü.

Evet 4. ayımız çok keyifli geçti.Artık kuzu bizi tanıyor, hatta yabancı gördüğünde bir iki ağlamışlığı bile var, bizi görür görmez sakinleşti hemen.Sabahları erken uyanıyor ya, bizim köfte bağırıyor resmen bizi çağırıyor.Gelip ona bakınca da bir cilveler bir gülüşler...Uyku muyku gözün görmüyor o saatte.
Uyku için sanırım kendi kendine uyumasını beklemek için biraz erken çünkü sallanmayınca uykuya dalamıyor, dalamayınca da basıyor feryadı figanı.Öyle ağlıyor ki mahvolur insan.Dudaklarını büke büke, gözlerinden yaş gele gele...Kurban olurum ben onun bir tanecik gözyaşına...


Bu ayki doktor kontrolünde 5280gr.ı gördük.Yavruş inşallah hızla yakalayacak yaşıtlarını en kısa zamanda.
Anne sütüne devam, doktorun deyimiyle gak deyince emziriyorum guk deyince emziriyorum.Zaten ben emzirmesem yavru önce parmaklarıyla başlıyor ama şimdilerde nerdeyse tüm elini yeme uğraşında.Sanırım emme güdüsünün tavan yaptığı zamanlardayız.Bizim kendibilgili emzik de kabul etmedi; her verdiğimde öğürüyordu resmen.Doktorumuz da verme taraftarı değil zaten.Aklını karıştırmayalım diyor.Eyvallah...

Bu haftalarda bir misafir akışı oldu bizim eve ve biz bu selden nasıl çıktık aklım hayalim almıyor.Annemler sağolsun.Anlımızın akıyla atlattık hepsini, tabii bir de mevlütümüzü bu arada yaptık.İlk başlarda yapmak istemedim malum sebeplerden dolayı, şimdi de kış bastırdı falan, aman daha da geç kalmayalımla araya sıkıştırdık.Ama iyi ki de yapmışız.Benim aklımda daha atraksiyonlu birbirşeyler yapmak vardı ama böyle de güzel oldu baya. Hem akrabaları ve komşuları da ağırlamış olduk.


Kış dedim de nasıl bastırdı birden soğuklar yaaa...

25 Eylül bizizm evlilik yıldönümüz.Her sene yemeğe çıkardık çıkmasına da bu sene Gülce sultanı rahat ettirmek adına pek dışarı çıkamıyoruz.Hatta ben tarihten bihaber yaşadığım için ayın 25i olduğunu bile unutmuşum.Kocacımın mesajıyla aklım başıma geldi.Neyse en azından incelik baki kalıyor adamcağızımda da akşamüstü işten eve elinde gülüyle geldi.Canımsın.

Şöyle bir günümü sizlere nakledeyim istiyorum.Güne erken başlıyoruz.5 de olabilir 6 da...Orası Gülce'ye bağlı.Emzirip altını değiştirip biraz da oyun oynuyoruz.Esnemeye göre de uyuturyoruz bu arada babamız da işe gidiyor.En geç 10 gibi tekrar uyanıyor.Aynı menüyü yine uyguluyoruz.Sultan uyur uyumaz da önce annenin uyku ihtiyacını karşılıyoruz.Sonra karın doyurma geliyor ki, neyi nasıl yediğimi bilemiyorum."Boğazımdan birşey geçsin " en sevdiklerimden, bolca yiyorum, hazırlaması da çok kolay:)))
Öğleden sonraki uyku aralarında - ki bu aralar 1 saati geçmiyor- çamaşır bulaşık ve babamızın akşam yiyeceğiyle ilgileniyoruz.Uyanıkken mümkün değil yanından ayrılamıyorum.Muhakkak beni görecek.Türlü oyunlarla ( takip oyunu, bumbumbum oyunu, elleri döndürmece felan) annenin eşsiz sesiyle icra ettiği yine bestesi ve güftesi anneye ait olan sanat eserleriyle yayınımıza devam ediyoruz.Etmek zorundayız zaten. Baba işten geldiğinde de anne uzatmaları oynuyor.Genellikle yıkayıp uyku moduna giriyoruz.Sultanımız uyuduktan sonra da anneye azıcık nefes aldırıyoruz.Azıcık televizyon, belki biraz internet, bol bol ayak uzatma...
Ev işleri ileri bir tarihe kadar ertelendi zaten, bir ablamız var o  geliyor, pir-i pak edip gidiyor evi yoksa annenin işi değil her şeye yetmek yetebilmek.Ama ev dediğin kirlenir biliyorum da bu kadar hızlı kirlenmese daha iyi olacak.

Bir de maddeli çalışalım biraz da:
★Komşularınızı iyi seçin. Mümkünse kapıyı ÇATT diye kapatmayanlarından oolsun.Bebeniz hönk diye uyanmasın.
★Dört aylık bebenim bile telefona gösterdiği tepki inanılmaz. Hakikaten teknolojiyle doğuyor bunlar.
★Televizyon yasssak hemşerim uasssak.Hatta iki yaşına kadar bebe kanalları, müzik kanalları ve reklamlar iki kez yasssak.
★Gelen kıyafetlerin birçoğu hediye edilmek üzere ayrıldı.Beğendiklerim yıkandı.
★Kıyafet ütülemek ne kadar zevkliymiş bro :-D
★Alsam alsam bebeme ne alsam nokta kom.
★Bu ay içinde Gülce'yi annemlere bırakıp yemeğe çıktık.Döndüğümüzde bir azar işittik kızdan sormayın.Hem emdi hem de söylendi homur homur homutdandı.
★Mevlite kıyafet alamadım derken kıyafet hediye geldi.Şanslı kız.
★Gaz sıkıntısı bitiyormuş gerçekten. Pırtlıyorum pırtlıyorum ohhhh rahatlıyorum durumundayız.
★Okula gidip ücretsiz izne ayrılma zamanı...Özlemiş de olabilirim ortamı
★Kolum ve boynum tutuk,  sol kolumda sivilceler çıkıyor ve yayılıyor anne de pert.Babayı söylemiyoruz bile
★Bir gülüşü var ki herşeye bedel
★Kurban Bayramı ve bayramlıklarımız hazır, el öpmeye gidicez.
★Bez indirimini takipteyiz. Prima premium care sıvı göstergeli
★Kantaron yağının hastasıyız yumuşacık totomuzu ona borçluyuz.
★Annelerimiz sağolsunlar çağırınca sıkışınca gelsinler.

Haydi bana eyvallah. Yakında görüşürüzzzz.

10 Eylül 2013 Salı

3. Ayımız


İlk üç ay bittiğinde sanırım herşey çok daha eğlenceli ve güzel olacak.Yani sen bebeğe, bebek sana ve dünyaya alışacak, uyum sağlayacak.Herşey daha güzel olacak.
Peace on earth yani:)))

Bu ayın başında talihsiz bir kaza atlattık.Yine yüreğimiz ağzımıza geldi.Paramparça olduk,  anlatamam.Kaza işte, adı üzerinde görüne görüne gelmiyor.Ansızın hiç ummadığınız zamanda yokluyor sizi.Erim erim eridik ama allahtan kötü birşey olmadı, acil kapılarında doktor peşinde dolandık yine ama Allahımıza çok şükür geride bıraktık.Neler olabilirdi düşünmek dahi istemiyorum artık.Allah korusun tüm sabileri.

Herşey normalleşince hatırlamak istemediğimiz bir anı olarak kalacak yani kalıyor.

Bu ay gülücükler saçmaya başladı yavru.Sabah uyanıp bizi çağırıyor resmen bağırarak.Gelince de cilveler yapıyor bize.Seni kereta!

4 kiloyu gördük bu ayda.4 kilo ne demek yaaa, doğum kilomuzun iki katı, çok mesuduz çok.
Hele ben 0-3 aylık cicilerine sığabildiğini çok sonra fark ettim, cicili bicili giydirmeye yeni yeni başladım.İnanın çok zevkli.

Gaz sorunun ise aynen devam.Tüm vücuduyla ıkınıyor resmen.Bu kadar zormuş yani o gazı atmak.Sıcak havlu, rezene, ilaç, masaj ...Neler neler? yok hala devam ediyor.Sanırım tek ilaç sabır, geçmesini bekliycez.Pis gazlara savaş açmış durumdayız ama geldikleri gibi gidecekler.

Bu ay içinde bir de "konak"la tanıştık.Ben de diyorum bizim kızçenin saçları - saç dediğime bakmayın- kılları niye kafasına yapışık.Meğersem konak olmuş.Aslında kötü birşey değil de, niye olsun ama değil mi? Sürdük kafaya halis muhlis zeytinyağını, bir saat kadar bekledik sonrada nazik hareketlerle taradık özel tarağımızla.Bir de bıcı bıcı yaptık sonrasında.Şimdi misler gibiyiz.Hatta saçlarımız çıkmaya bile başladı bence.

Değişik sesler çıkarmaya devam ediyor ya yavru bir an bize "anne" dedi gibi bile geldi.Kayıtlara geçmesi açısından diyorum.Sadece ben duysam hadi diyelim ki halüsinasyon gördüm.Yok valla Ege de vardı.O da duydu.Anne dedi anne.

Haftasonları Kuşadasına gitmeye devam.Gerçi halamız falan yok artık ama olsun.Değişiklik bize de iyi geliyor.

Yavru dış dünyaya ilgi duymaya başlayalı gözü hep dışarda.Etrafı incelemek istiyor.E dedik artık araba almanın zamanı gelmiştir.Amannn o ne meşaggatli iş öyle.Alması değil de seçmesi.Bir kere mükemmel bebek arabası diye bir şey yok.Birbir özelliği olan birbir çeşit var ama senin istediğin özelliklere sahip bir tane yok.Bebek yokkenki araştırmalarımızda Peg prego Compact Switch ile Bebe confort Loola arasında kalmıştık aslında.Ama gel gör ki maşallah pek ağırlar.E bizim apartmada asansör yok, babamızda akşam geç çıkıyor işten; e bu anne tam tachizatlı Cevat kelle modunda olacak, nasıl çıkacak dışarı bebekle, çantayla ve de arabayla?Soru güzel, cevap da "araba en hafifi olmalı" olacak.O yüzden Maclearn techno xt aldık.6 kilocuk.Yavruyla deneme aşamasındayız.Azcık gezdi, azcık da uyudu içinde.Sorun yok şimdilik.Pek kilometre yapamadık ama memnunuz.

Resim alıntıdır.

Arabayı Jokerden aldık, hatta bebek çantasını da ordan şeyeetiriverdim.O çantaların fiyatları hakkında bir bilginiz var mı bilmiyorum ama 150-200den başlayan fiyatlarla desem anlaşılmış olur sanırım.Deri de değil, ki olsa biraz anlıycam.En sonunda kendime, keyfime ve cebime göre bir şey buldum da aldım.
Alışverişler, alışverişler...
resim alıntıdır.

Bu ayın ortalarında da doktorumuzu değiştirdik.Egepol'e gidiyorduk ama doktorlara ulaşmak biraz zor; biz de bir aile dostumuzun tavsiyesiyle Hasan Bey'e gittik.Devam etmeyi düşünüyoruz.Bakalım.Bu ayın sonunda da onun tavsiyesiyle rotavirüs aşısını yaptırıcaz.

Anne-baba olmanın en zor tarafı bu işte.Her şeyde senin kara vermen lazım.Ama ya siyah ya beyaz.Ya evet ya hayır.Ortası yok hiç bir kararın.Geri dönüşü yok.Bebeğin geleceği, sağlığı, mutluluğu hep senin vereceğin geri dönüşü olmayan karalara bağlı.Çok büyük sorumluluk.Bu aşı konusunda bile ne kadar düşünüp, sorup soruşturduk.Az aşı olsun diye bir seçeneğin yok çünkü.

Ahhh kızçem, bu beceriksiz annebaban senin için en iyilerini yapıyordur umarım.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Fırında makarna

Malum yavrulla uyurken az zamanda çok iş yapmaya çalışıyorum.En çok fırın yemekleri yapmak işime geliyor ne yalan söyleyeyim.Minik patroniçe izin vermezse kahvaltıya talimiz yoksa :)))
İşte o azzamanalanamalezzetlifırındayapılanyemekgillerden bir lezzet:)

Yemeden yapılmadan tadılmadan geçilmesin efendim.

Bizim çekirdek aileye bir paket fırın makarnanın çeyreği bile yetiyor işte.Hatta bir iki öğün de sürüyor bitimemiz.Ama olsun tadı muhteşem.
Bir güzel haşlıyoruz makarnalarımız.Çok da yumuşamasın ama.

Sonra da beşamel sos hazırlıyoruz.Ben itiraf ediyorum hazırını kullandım.Orjinali olsa daha iyi olurdu tabi.Olsun bir dahaki sefere artık.

Makarnamızı beşamel sosun yarısıyla karıştırıp borcama döküyoruz.İçine biraz peynir ekleseniz daha da şahane olur.Kalan beşameli de döktük mü?
Tamamdır; fırına girmesi üzerinin kızarması derken lezzete dakikalar var demektir.
Azıcık da rende kaşar dökeriz en son olarak.....


Nar gibi olunca da çıkarıyoruz....


Tabağımıza alıp lüpletiyoruz en son olarak da.
Afiyetle!

22 Ağustos 2013 Perşembe

Annelik yolum 2.Ay

Başka bir tabirle Hepatit aşısıyla verem ve karma aşılar arası...
İlk aşıda pek anlamadı fındığım ama 2.ayın sonundaki o aşılarda bastı çığlığı...Onun ağlamasına dayanmak o kadar zor ki...Sakinleşmesini sağlamak...Bu aşılar bitinceye kadar o anlarda ben yine dağılmış olucam bu kesin...
Neyse ilk 2 ayı atlatmış taze anneden merhabalar!
İlk 3 ay anneliğin en zor ayları sanırım.Hamileyken olduğu gibi sizinle birlikte yatsın, uyusun, gezsin istiyorsunuz ama o bebe dış dünyaya alışacağım diye uğraşıyor.Sizinle değil artık sizden ayrı bir birey...
İlk ay ne kadar zordu...2. ay ise herşey değişti.Hani diyorlar ya kırkı çıkınca değişir diye.Doğruymuş.Biz de kırkımız çıkardık çok şükür.
1800lerde başlayan maceramız gram gram 2850lere çıktı.Bizde bir sevinç, bir bayram havası.
Hala anne sütüne devam, elimden geldiğince böyle sürsün de istiyorum.Maviş gözlerinin rengi hala aynı duruyor, sanırım bu saatten sonra değişmez, değişmesin de zaten.

Akşamları banyo saatinden en az o da bizim kadar zevk alıyor, suyu seviyor yani.Gerçi ilk başta çok tedirgindik ama yavaş yavaş alışıyoruz.Önce annemlerle yıkamıştık artık babayla anne işin üstesinden geliyor.

Bol olan kıyafetler yavaş yavaş üzerine olmaya başladı, 1 nolu bez bile üzerine tam uyuyor.
Tırnacıklarını bile kezmeye başladım, kesmesem alimallah yüzünü gözünü çizecek.
Artık her saat başı kalkmıyorum geceleri, 3 bilemedin 4 kez uyanıyor çünkü.Benim kanlı gözler biraz olsun normalleşmeye de başladı.

2. ayımızın çoğunluğu ramazan ayına denk geldiğinden dışarı pek çıkamadık, benim buhran katsayıları arttıkça arttı.Hatta bayramda bile evde tıkılacaktım sanırım ama beni evden insan içine çıkarmayı başardılar.Ondan beridir biraz halliceyim.Eski bene yavaş yavaş yaklaşıyorum diyelim.

Şu sıralar tek sıkıntımız gaz.Pis gazlar miniminicik kızımın midesinde ve bağırsaklarında öbeklenmişler.Ne kadar uğraşıyor gaz çıkarmak için o minicik beden anlatamam.Masaj, banyo falan kar etmedi en sonunda ilaç takviyesine başladık.

Aşılardan sonra ağlamasını öğrendi bizim ufaklık, bir gerçekten canı yandığı için ağlaması var; bir de yalancıktan anneyi çağırdığı ağlaması tabii emmeye; bir de oyun olsun diye ağlaması var ki; yavaş yavaş anlıyoruz ne istediğini.

Sanırım işler daha keyifli hale gelmeye başladı, çünkü zorlukları o kadar da önemsemeye başladım işin keyfine vardıkça...

20 Ağustos 2013 Salı

Annelik Paranoyaklıktır!


Bu sözü ilk kez Ezgi'ye söylemiştim.Sonrasında yaşadıklarım hissettiklerim hep bu sözü doğrular nitelikte...
Belki siz de bana hak vereceksiniz.
Anne olmak öğrenilen birşey ama tamamen içgüdülere dayanıyor.Her şey güllük gülistanlık da değil.Hamilelik süresince kurduğunuz pembe hayaller gibi hiç değil hem de.Yani herhangi bir Amerikan romantik komedisi değil yaşadıklarınız.Yaşadıklarım.
Bu yazıyı aslında işin toz pembe kısmına değil karanlık tarafına itafen yazıcam.Annelik hiç de göründüğü kadar kolay değil, yer yer paranoyaklık zaten.
Yazının başında zorluklara değinicem dedim ama şunu da belirteyim tüm zorluklara gönüllü katlanıyorsunuz.O kadar güzel olmasa katlanılmaz.

Anne olmak büyük sorumluluk.Ama başka hiçbirşeye benzemiyor.Burda söz konusu bir can.7/24 ondan sorumlusunuz.Bu büyük bir baskı yaratıyor.Bir de üstüne uykusuzluk, düzensizlik, kaos, yemek-giyinmek-banyo gibi normal şeyleri bile yapamamak eklenince garip oluyorsunuz.Kendinizi ikinci plana atmak değil bu resmen kendinizi unutmak.
Ben 2 ay boyunca evden dışarı çıkmadım, çıktım ama her defasında hastaneye gitmek içindi bu.Gerçi bizim durumumuz biraz farklıydı, prematüre olduğu için normal yaşantımıza çok geç dönebildik.
Aslında benim dengemin şaşmasında bu durum çok etkili, çok küçük olduğu için gösterdiğimiz itinanın en fazlasını vermeye çalışınca herşeye üzülen, kafa yoran, kafaya takan biri haline geldim.

Paranoyaklık dedim ya; bebek uyumasa "Neden uyumuyor bu bebek?" , uyusa "Çok uyudu, emmiyor." sıkıntısı.Emmeyince "Aç kaldı." , çok emse " Çok emdi ya kusarsa " sıkıntısı.Ellerimi yeterince yıkadım mı? Burada mikrop var mıdır? sıkıntısı. Değil bebeğe başkasının yaklaşması kendinden emin olamama.
Bebeğe iyi bakamayacağın korkusu
Gülce bir kaç kez kusmuştu ilk zamanlarda, dünyam kararıyordu benim.Nasıl kötüyüm anlatamam.Halbuki bebek bu kusar, değil mi?
Bir de tabi testler var, erken doğan bebeklerde göz için "Rop testi" yapılması gerekiyor.Çok önemli bir test bu, göz damarlarının gelişimine bakılıyor.Allah korusun geç kalınırsa körlüğe kadar gidebiliyormuş.O teste iki kez gittik biz.Ekol hastanesinde.Doktor muayene ederken okuduğum duaları kimse bilemez, ben ayrı Ege ayrı tabi.Koridorda beklerken de taş haline geliyorum, dokunsalar ağlıycam.
sonra kalp ekosu çekildi, orda da çok farklı değildim tabii.

Anne baba olmak ...
Gerçekten paranoyaklık.
Hapşursa soğuk nu aldı diye korkuyorsun, bebeği örtmeye kalkıyorsun.Bu sıcakta bebeği üşütmek biraz zor ama korkusu yetiyor.Aşıdan, aşıyı yapacak hemşireden bile huylanıyorsun ya yanlış birşeyler yaparsa diye; kıyafetlerin içeriğini okuyorsun tek tek, kaka ve gaz senin için eğlence ama aynı zamanda korku kaynağı da oluyor.Az yapsa dert, çok yapsa ayrı bir dert.
İlk zamanlar Gülce'nin ateşini ölçerdik durup durup onlarca kez.Uyurken durup durup odasının önünden geçiyoruz, bahaneler yaratıp odasına gidiyoruz.Hatta nefesini dinleyip ordan öyle çıkıyoruz.

Anne baba olunca karı-koca sıfatları askıya alınıyor, bazı akşamları konuşamadan uyuyup kalıyorsun.Yemeği birlikte yemek çoğu zaman mümkün olmuyor çünkü acil durum çağrısı geliyor Gülce'den.
O çağrı geldiğinde başka hiç bir şeyin önemi olmuyor.
Banyo yapmak, saçını taramak, uyumak, eşofman dışında birşeyler giymek, uzun uzun televizyon izlemek, film izlemek, rahat rahat telefonda konuşmak ...Önemsiz şeyler işte.
Onun dışında kakadan-pırttan mutlu olan,zaman kavramını yitirmiş,günden habersiz, uykusuztan zombi gibi biri oluyorsun işte.

Meme-gaz-kaka-uyku...Mutluluk dörtgenimiz.

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Annelik yolu 1. Ay

Evet nerde kalmıştık?
Doğumu anlattım sanıyorum, gelelim bebkli hayata.
Zaten 16 gün bebek evde değildi, o yüzden ilk ayımız için anlatacaklarıma rötarlı başlıycam.
Pazartesi sezeryan salı eve dönüş.
Kolay değil ağrıyan bir kesik yeri, erken doğum olduğu için hazırlıksız yakalanan süt gemeyen şiş memelerin acısı, yanımızda kızımızın olmamasıyla gönlü  hüzünlü anne-baba, endişeli ve acaba ne olacak düşünceleriyle eve dönüş...
Sorular, sorunlar ve şaşkınlık.
Bu süreçte benim en belirgin duygum buydu sanırım.Şaşkınlık.
Hiç de hazır olmadığım bir sürü soruyla, duyguyla, durumla karşılaşmanın verdiği ve ne yapacağını gerçekten bilememenin verdiği şaşkınlık...
Hastaneye giderken de, doktorum muayene ederken de, ameliyata girerken de şaşkındım.Kızımın sesini duyduğum an da da bana zat-ı şahanelerini gösterdikleri anda da şaşkındım.
Ne hissedeceğimi de bilememeiştim o an.Dünyanın en garip duygusuydu keza...
Hastanede yatarken kimseyi istemedik yanımızda, Ege ve ben vardık.Çünkü herkesi hastane odasına tıkıp, saatlerin geçmesini beklemek istemedik.Hatta en çok ben istemedim, zaten tüm o saatler boyunca yattım.Kimsenin yapabileceği bir şey yoktu.Küçük bir televizyon, gelen giden hemşireler ve arada uğrayan arkadaşlarımız ve kardeşler...Saat saat, hatta dakika dakika saydık zamanı.Cumadan pazartesiye ne uzun bir zaman var bilemezsiniz.

Hastanede 4 günü anlatan resimdir.
Ev sürecinde güçlü olmaya çalıştım çoğu zaman.ama dayanamadığım anlar da oldu, gözyaşlarına bazen engel olamadım, tıkadığım yerden fırlayıp kaçtılar.Saat 11de ve akşam 7de küvezi izlemek için bilgisayar başındaydık.Benim minicik kızım içerde elinde ayağındaki tüm kablolara bandajlara rağmen kıpır kıpırdı; tekmeler savuruyordu.tüm aile az zaman geçirmedik küçük ekrana bakarak.Uzay mekiği gibi bir şey o küvezler, benim miniminiminiğim ise içerde...

burda dabilgisayardan kızçemi izliyoruz.
Prematüre doğumlarda bebek küvezdeyken annenin sütü çoğu zaman gelmiyormuş ya da çekiliyormuş onca sıkıntının arasında.Bana olmadı da çok şükür ama eve süt sağma makinesiyle geldik.Bebek evde olmamasına rağmen iki satte bir sağıp steril poşetlerin içinde dondurucuya attık.Ama ilk başlarda o da çok zordu.Yaralar, yarıklar ve benim gözyaşlarım...İki anne vardı başımda da Nazi subayı gibi :)))Dakika sektirmediler, o acıya rağmen ağlayarak sağdık.Şaka bir yana iyi ki devam etmişiz, anne sütü gibisi var mı?

İki haftadan sonra bir salı günü, Ege aradı."Bir şey söylüycem ama heyecanlanmak yok "dedi.Ben zaten çoktan hazırım ya hemen üzerimiz değiştirmeye başlamıştım bile.Hemen Egepol hastanesine, orada çıkış işlemleri, bebekle ilgili bakım-bilgilendirme derken akşamüzerine doğru Gülce'yi evine getirdik.
İsmimiz Gülce bu arada...
Gülce Sultanım çok kilo alamamıştı ama en azından emmeyi biliyordu.Minnacık çenesi çok çabuk yoruluyordu ama olsun ben gerekirse her saat kalkıp emzirmeye hazırım, hazırdım.
İşte annelik serüvenim biraz rötarlı başladı.Ama sanırım hepimizin içinde yazılmış kodlar var ve zamanı gelince çıkarıp kullanıyoruz onları.Annelik de öyle bir şey, annemler çok küçük olduğu için tutamadılar önce ama ben altını da değiştirdim (Prematüre bebk bezinin küçüklüğünü tahmin edemezsiniz.) üzerini değiştirdim ( en küçük giysilerimiz bile büyük geldi) tuttum kucakladım.
Doya doya öptüm diyemiyorum çünkü hijyen kurallarına dikkat etmek gerekiyordu.Doya doya öpemedim değil öpmedim bile ilk günlerde.

Gülce geldikten bir gün sonra Ezgi'nin nikahı vardı, yani yetişti kızımız ama evden destek olduk diyelim, nikaha katılamadık.Sonrası gün de yapılacak bazı tahliller için Behçet Uz çocuk hastanesine gittik.İşte ben orda biraz kayışı kopardım da.Allah imseyi oralara düşürüp derman aratmasın öncelikle onu söyleyeyim.Bende akıl falan kalmadı orda.Her yer bebek ve çocuk ve hepsi hasta ya da doktora gelmiş.Normal insan bile olunca hastaneler zaten ürkütücü moral bozucu yerler, bebekler olunca dayanabilme daha da zor.Bir de benim kucağımdayken kan aldılar...Yıkıldım resmen, saatlerce ağlamamk için kastım kendimi.Gülce'nin kan alırkenki yüz ifadesi hala gözlerimin önünde .Zaten dönüş yolu boyunca ve evde aralıksız ağladım.Allah kimseye düşürmesin.
Atlatmam zaman aldı.

Tabi bu dönemde gelen giden oluyor, tamam anlıyorum ben de bebeği görmek isterdim böyle bir durumda ama olmuyor işte, mikroplar seni etkilemiyor olabilir ama bebek için tehlikeli durumlar yaratabilir.
Bu yüzden bundan sonra yeni doğum yapan birinin evine hemen gitmem, gitsem de bebeği görmek için ısrar etmem.

Ha gelenlerin çoğu ikramlandı, sohbetler edildi, çaylar içildi; ben uykusuzlukla mücadele ederken çoğu zaman odadan hiç çıkmadım.Ne düşüncesizlik yaaa...
Zaten bu lohusalık değişik bir psikoloji.Depresyonsa hakikaten depresyon.Uykusuzluk, bebeğin sorumluluğu, değişen hormonlar, ev işlerinin yapılması gerekliliği ve tabi bizim öncesinde yaşadığımız sıkıntılar bir de üstüne evde tıkılmak derken ben biraz yörüngeden şaştım sanırım.Gözler şiş ve kıpkırmızı bir halde tüm gün eşofmanlarla Gülce ve ben akşama kadar babamızı bekledik.Zor günlerdi vesselam.
Şu annelik psikolojisiyle ilgili yazacaklarım daha çok da onu da başka zaman artık...
Çok şükür şuan iyiyim, daha rahatım.Yavaş yavaş açılıyorum, insan içine çıkıyorum, evden dışarı çıkabiliyorum.Çok şükür.
Geri kalanına da sonra devam ederiz.


13 Ağustos 2013 Salı

Bebeğe Doğru

Doğru başlığı bir türlü bulamadım.Başlığı bulamayınca yazının ilk giriş cümlesi de gelmedi doğal olarak.Ekrana baktım baktım bir süre, sonra bir iki yerde oyalandım.Yok yok olmayacak bu yazıyı bugün yazıcam en azından.
Üç saattir uyutmaya çalıştığım prenses azıcık daha annesine izin verirse bilgisayarın başında durmama bu yazıyı yazıcam demeliyim aslında.

En başına gitmek gerekirse...Planlı, bilinçli, istekli, beklenen bir hamilelikti benimki.
Zamanının geldiğini hissediyorduk.Nasıl olur bilmiyorum ama üç senenin sonunda artık ben de bebekli hayaller kurarken buluyordum kendimi ya da Ege'yle birlikte planlar yaparken artık bebeği de düşünüyorduk.Ben hep böyle bir hamilelik istemiştim çünkü.Aniden gelen, beklenmedik olsun istememiştim.Çünkü öyle hamilelikte anne-bab ister istemez yaşayamadıklarının, yapamadıklarının sebei olarak bebeği görüyor gibi gelir bana.Ben öyle istememiştim işte.

Hamilelik testini kendim yaptım önce, zaten sonucu biliyordum ki.Şaşırmadık.Ertesi gün doktora gittik ama bir şey görünmedi çok erken olduğu için.Bir hasta sonra tekrar gidince kesinleşti tabi.Akşama annemlerle diğer annemler birlikteyken verdik güzel haberi.

İşte hayatımız o günden beri depdeğişik.

Kızçem beni hamileliğimin hiç bir aşamasında üzmedi.Zaten kısaltılmış bir yolculuk oldu bizimki de.İki ay erken bitti herşey.
Neyse çok rahattım, rahattık.Bulantı, kusma falan nedir bilmedim.Aş erme falan da olmadı (Babamız da rahat geçirdi yani) Kan değerlerim hep iyiydi, şekerim çok çok normaldi.Beslenmeme çok dikkat ettim, zaten bol süt içerim, herşey nerdeyse köyden gelir, annemler kendi yaparlar yani organik de beslendim.Çay kahve içmedim, makyaj yapmadım hatta krem bile kullanmadım(Düzgün beslenince ve dormonların etkisiyle cilt, saç şahane görünüyor zaten)
Eeeeeee, E'si bunlara rağmen erken doğum yaptım.
Ha bu arada hem İzmir'de hem de burda devlet hastanesinde iki doktora gittiğimi de ekleyeyim.Hatta bizim hastaneye koşturduğumuz cumanın iki gün öncesi burdaki doktora gidip 32. haftada olduğum için çalışabilir raporu bile almıştım.
Kader kısmet işte.Bazı şeylerin önüne geçemiyorsun.

İzmir'de Alsancak'ta Kadomer'de Hatice Aktan'dı doktorum.Deli dolu, enerjisi yüksek bir kadın.O dönemde bizim moralimizin bozulmasına nerdeyse hiç izin vermedi.Sevdik kendisini biz.Doğumu da Çınarlı Kadın doğum hastanesinde yaptım.Hatta Cumadan salıya kadar orda yattım.Orası da gayet başarılı.

Gelelim doğuma...
Ben en baştan beri fanatik bir şekilde normal doğumcu ya da sezeryancı değildim.Tabi her şey normal olursa normal doğum yapmak isterim ama bunu ben değil bebek belirleyecek-ti.Öyle de oldu zaten.
Cuma biz hastaneye koşarken suyum gelmişti zaten ama doğum belirtisi yoktu.Hatta sancı bile çekmedim ben.Bebeğin ciğerlerini geliştirmek için iğne yapıldı ve pazartesi de epidural sezeryanla geldi bizim minik.Tabi gelir gelmez de Egepol hastanesine küveze gitti.32+6da 1800gr ve 41 cm rakamlarımız.
Salı günü ben çiçeği burnunda bir anne gibi değil de ameliyat olmuş bir hasta gibi bebeksiz eve geldik.
Önce ağızdan beslenemedi kızçem.sonra yavaş yavaş beslenmeye başladı.Tabi biz bu arada süt sağmakla uğraştık onu da başka zaman anlatırım.Sonra hastaneye süt götürdük.İnternet sitesinden bebeğimizi görmeyi bekledik.İki hafta da öyle geçti.Zor dönemlerdi çok zor.Onu da anlatırım sonra uzun uzun.

Tabi bu dönemde hiç bir hazırlığımın olmadığını söylemedim değil mi?Allahtan biraz biraz alışveriş yapmıştım.Ama kıyafetler yıkanmamıştı, mobilyalar gelmemişti, ev temizlenmemişti, ben kapı süsü, bebek şekeri gibi şirinlikler düşünüyordum.Nerdeeeeeeeeeee?
Gerçi o dönemde kızımızın sağlığından başka şey düşünemiyorduk ya.Neyse....

Anlatacak çok şey var yaaa, prematüre hayattan, lohusalığa, bebekle yaşamdan hissettiklerime kadar...
Teker teker hepsini yazmak, anlatmak istiyorum.

İşte karşınızda ben;
Burda beş-beş buçuk aylık hamişim. Pikniğe gitmiştik ve hava acayip soğuktu.



8 Ağustos 2013 Perşembe

İyi Bayramlar

Herkese şeker tadında, bal gibi kaymak gibi bayramlar. Her şey gönlünüzce olsun.


1 Ağustos 2013 Perşembe

Geçen zamana dönersek

Geçen geçmiş, , olan olmuş. Ama kısaca özet geçmek istediklerim var.Öncelikle neden hamileliğimden blogumda bahsetmedimle başlayayım dedim.
Günlük tutma iddiasıyla yazan ben bu belkide hayatımın en şahane olayını yazamadım işte
Hatta taslaklarda birşeyler karalamıştım ama yayınlayamadım.Önce ilk üç ay geçsin dedim sonra cinsiyeti öğrenelim dedim doğum günü yok anneler gününde söylerim derken zaman geçti gitti. Sonrasında da bizim kız aceleci çıktı.
İster nazardan korkmak deyin ister ihtiyatlı olmak deyin olmadı bir türlü. Gerçi okulda bile dördüncü ayda söyledim öğretmen arkadaşlara.Hamilelik psikolojisi işte.Aileler ve yakın arkadaşlar biliyordu sadece.
Gerçi planlı bir hamilelikti bizimkisi.Bekliyorduk.Evliliğimiz iki kişi için cennetti biz de cennetimize üçüncüyü dahil etmek istedik.Karı-koca olma sınavını verdiğimizi düşündük sıra annebaba olma sınavında
Hamilelik ise apayrı bir dünya apayrı bir serüven.Kendi hikayemi de yazmak istiyorum bir ara fırsatını bulduğumda.
Azzzzzz soooooona tabi...


25 Temmuz 2013 Perşembe

Ses Veriyorum

Uzun bir aradan sonra Merhaba arkadaşlar.
Nerden başlasam, nasıl anlatsam bilemiyorum.
Öncelikle iyiyim ve hatta iyiyiz onu söylemekle başlayayım. Zor bir süreçten geçtik. Ama artık işler yolunda çok şükür.
En baştan anlatmak gerekirse;
Biz artık üç kişiyiz.
Bebek bekliyorduk.Geçmiş zaman kullandım çünkü kızımız erken gelmeye kalktı.Erken doğdu.Erken gelme niyetini belli edince hastanede yattım bir süre.Sonra da kızım kuvözde kaldı.Gerçekten çok küçüktü.Onun hastaneden çıkmasını dört gözle bekledik.Allahıma binlerce şükür evine geldi kızçem. Tabi prematüre bebeklerin kontrolleri daha fazla oluyor. Biz evhamlı tecrübesiz heyecanlı anne baba olarak kalp çarpıntılarıyla atlatıyoruz o dönemi.
Çok zor bu işler çokkk.
İnsan neler yaşadığını anlatamıyor.Ama o kadar zor ki.
Allahıma binlerce kez şükürler olsun ki herşey yolunda.
Evet durum bundan ibaret.
Artık anne baba ve miniğimizle çekirdek aileyiz biz.
Yazmaya devam edicem ama kızçemle birbirimizi tanımak ve bir düzen oturtmak için biraz daha süre lazım bize.
Sonra yine burdayım.
Yorumlarınız için beni arayıp sorup merak ettiğiniz için teşekkür ederim sizlere.Sağ olun var olun.Dualarınız için de öyle.Tek tek hepsini cevaplamak isterdim ama beni mazur görün artık.
Uzun uzun yazıncaya kadar herkese kucak dolusu sevgiler.

23 Haziran 2013 Pazar

Bir süre yokum!



Uzun süredir yazmıyorum; bir süre daha yazamam sanırım.
Sıkıntılı günler yaşıyoruz ailecek, zor zamanlar...
Konu sağlık olunca, belirsizlik olunca elimiz kolumuz bağlı; zamanın geçmesini bekliyoruz.Bir kısmını atlattık ama daha kat edecek yolumuz var.
Güzel haberler gelmeden, içimiz rahat edinceye kadar da yazamayacağım.Yorumlarınızı okudum ama yazmaya gücüm mecalim yok.
Güzel haberlerle dönünceye kadar sağlıcakla kalın, dualarınızı eksik etmeyin.
Sevgilerimle...



30 Mayıs 2013 Perşembe

Kabak Tatlısı

Yani benim yaptığım haliyle kabak tatlısı aslında...
Tarif var ama ölçü yok.
Şöyle ki geçen gün annem bana bir-iki dilim kabak verdi.N'apacaktım?
Çorba, pasta, mücver mi derken?
Tatlı yapmak istedi canım.
Tamam her yer kabak tatlısı tarifiyle dolu ama benim iki dilim kabağım için tarif bulamazdım.
Ben de göz kararı yaptım.Bir gece şekerde bekletip ertesi gün ocakta pişirdim.


Sonra da yedik yani...Güzelce...


25 Mayıs 2013 Cumartesi

Patates kavurması

Patates kavurması sevmeyen var mı?
Ben mesela yumurtalı severim hele de maydanoz falan da ekledik mi?Yanına da biraz turşu koydum mu?
Demeyin benim keyfime.
Patatesi kavurup yumurtaları kırdıktan sonra geriye iki soru kalıyor?


Patates kavurmanızı sade mi alırdınız?


Yoksa sarımsaklı yoğurtla mı?

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...