28 Ağustos 2013 Çarşamba

Fırında makarna

Malum yavrulla uyurken az zamanda çok iş yapmaya çalışıyorum.En çok fırın yemekleri yapmak işime geliyor ne yalan söyleyeyim.Minik patroniçe izin vermezse kahvaltıya talimiz yoksa :)))
İşte o azzamanalanamalezzetlifırındayapılanyemekgillerden bir lezzet:)

Yemeden yapılmadan tadılmadan geçilmesin efendim.

Bizim çekirdek aileye bir paket fırın makarnanın çeyreği bile yetiyor işte.Hatta bir iki öğün de sürüyor bitimemiz.Ama olsun tadı muhteşem.
Bir güzel haşlıyoruz makarnalarımız.Çok da yumuşamasın ama.

Sonra da beşamel sos hazırlıyoruz.Ben itiraf ediyorum hazırını kullandım.Orjinali olsa daha iyi olurdu tabi.Olsun bir dahaki sefere artık.

Makarnamızı beşamel sosun yarısıyla karıştırıp borcama döküyoruz.İçine biraz peynir ekleseniz daha da şahane olur.Kalan beşameli de döktük mü?
Tamamdır; fırına girmesi üzerinin kızarması derken lezzete dakikalar var demektir.
Azıcık da rende kaşar dökeriz en son olarak.....


Nar gibi olunca da çıkarıyoruz....


Tabağımıza alıp lüpletiyoruz en son olarak da.
Afiyetle!

22 Ağustos 2013 Perşembe

Annelik yolum 2.Ay

Başka bir tabirle Hepatit aşısıyla verem ve karma aşılar arası...
İlk aşıda pek anlamadı fındığım ama 2.ayın sonundaki o aşılarda bastı çığlığı...Onun ağlamasına dayanmak o kadar zor ki...Sakinleşmesini sağlamak...Bu aşılar bitinceye kadar o anlarda ben yine dağılmış olucam bu kesin...
Neyse ilk 2 ayı atlatmış taze anneden merhabalar!
İlk 3 ay anneliğin en zor ayları sanırım.Hamileyken olduğu gibi sizinle birlikte yatsın, uyusun, gezsin istiyorsunuz ama o bebe dış dünyaya alışacağım diye uğraşıyor.Sizinle değil artık sizden ayrı bir birey...
İlk ay ne kadar zordu...2. ay ise herşey değişti.Hani diyorlar ya kırkı çıkınca değişir diye.Doğruymuş.Biz de kırkımız çıkardık çok şükür.
1800lerde başlayan maceramız gram gram 2850lere çıktı.Bizde bir sevinç, bir bayram havası.
Hala anne sütüne devam, elimden geldiğince böyle sürsün de istiyorum.Maviş gözlerinin rengi hala aynı duruyor, sanırım bu saatten sonra değişmez, değişmesin de zaten.

Akşamları banyo saatinden en az o da bizim kadar zevk alıyor, suyu seviyor yani.Gerçi ilk başta çok tedirgindik ama yavaş yavaş alışıyoruz.Önce annemlerle yıkamıştık artık babayla anne işin üstesinden geliyor.

Bol olan kıyafetler yavaş yavaş üzerine olmaya başladı, 1 nolu bez bile üzerine tam uyuyor.
Tırnacıklarını bile kezmeye başladım, kesmesem alimallah yüzünü gözünü çizecek.
Artık her saat başı kalkmıyorum geceleri, 3 bilemedin 4 kez uyanıyor çünkü.Benim kanlı gözler biraz olsun normalleşmeye de başladı.

2. ayımızın çoğunluğu ramazan ayına denk geldiğinden dışarı pek çıkamadık, benim buhran katsayıları arttıkça arttı.Hatta bayramda bile evde tıkılacaktım sanırım ama beni evden insan içine çıkarmayı başardılar.Ondan beridir biraz halliceyim.Eski bene yavaş yavaş yaklaşıyorum diyelim.

Şu sıralar tek sıkıntımız gaz.Pis gazlar miniminicik kızımın midesinde ve bağırsaklarında öbeklenmişler.Ne kadar uğraşıyor gaz çıkarmak için o minicik beden anlatamam.Masaj, banyo falan kar etmedi en sonunda ilaç takviyesine başladık.

Aşılardan sonra ağlamasını öğrendi bizim ufaklık, bir gerçekten canı yandığı için ağlaması var; bir de yalancıktan anneyi çağırdığı ağlaması tabii emmeye; bir de oyun olsun diye ağlaması var ki; yavaş yavaş anlıyoruz ne istediğini.

Sanırım işler daha keyifli hale gelmeye başladı, çünkü zorlukları o kadar da önemsemeye başladım işin keyfine vardıkça...

20 Ağustos 2013 Salı

Annelik Paranoyaklıktır!


Bu sözü ilk kez Ezgi'ye söylemiştim.Sonrasında yaşadıklarım hissettiklerim hep bu sözü doğrular nitelikte...
Belki siz de bana hak vereceksiniz.
Anne olmak öğrenilen birşey ama tamamen içgüdülere dayanıyor.Her şey güllük gülistanlık da değil.Hamilelik süresince kurduğunuz pembe hayaller gibi hiç değil hem de.Yani herhangi bir Amerikan romantik komedisi değil yaşadıklarınız.Yaşadıklarım.
Bu yazıyı aslında işin toz pembe kısmına değil karanlık tarafına itafen yazıcam.Annelik hiç de göründüğü kadar kolay değil, yer yer paranoyaklık zaten.
Yazının başında zorluklara değinicem dedim ama şunu da belirteyim tüm zorluklara gönüllü katlanıyorsunuz.O kadar güzel olmasa katlanılmaz.

Anne olmak büyük sorumluluk.Ama başka hiçbirşeye benzemiyor.Burda söz konusu bir can.7/24 ondan sorumlusunuz.Bu büyük bir baskı yaratıyor.Bir de üstüne uykusuzluk, düzensizlik, kaos, yemek-giyinmek-banyo gibi normal şeyleri bile yapamamak eklenince garip oluyorsunuz.Kendinizi ikinci plana atmak değil bu resmen kendinizi unutmak.
Ben 2 ay boyunca evden dışarı çıkmadım, çıktım ama her defasında hastaneye gitmek içindi bu.Gerçi bizim durumumuz biraz farklıydı, prematüre olduğu için normal yaşantımıza çok geç dönebildik.
Aslında benim dengemin şaşmasında bu durum çok etkili, çok küçük olduğu için gösterdiğimiz itinanın en fazlasını vermeye çalışınca herşeye üzülen, kafa yoran, kafaya takan biri haline geldim.

Paranoyaklık dedim ya; bebek uyumasa "Neden uyumuyor bu bebek?" , uyusa "Çok uyudu, emmiyor." sıkıntısı.Emmeyince "Aç kaldı." , çok emse " Çok emdi ya kusarsa " sıkıntısı.Ellerimi yeterince yıkadım mı? Burada mikrop var mıdır? sıkıntısı. Değil bebeğe başkasının yaklaşması kendinden emin olamama.
Bebeğe iyi bakamayacağın korkusu
Gülce bir kaç kez kusmuştu ilk zamanlarda, dünyam kararıyordu benim.Nasıl kötüyüm anlatamam.Halbuki bebek bu kusar, değil mi?
Bir de tabi testler var, erken doğan bebeklerde göz için "Rop testi" yapılması gerekiyor.Çok önemli bir test bu, göz damarlarının gelişimine bakılıyor.Allah korusun geç kalınırsa körlüğe kadar gidebiliyormuş.O teste iki kez gittik biz.Ekol hastanesinde.Doktor muayene ederken okuduğum duaları kimse bilemez, ben ayrı Ege ayrı tabi.Koridorda beklerken de taş haline geliyorum, dokunsalar ağlıycam.
sonra kalp ekosu çekildi, orda da çok farklı değildim tabii.

Anne baba olmak ...
Gerçekten paranoyaklık.
Hapşursa soğuk nu aldı diye korkuyorsun, bebeği örtmeye kalkıyorsun.Bu sıcakta bebeği üşütmek biraz zor ama korkusu yetiyor.Aşıdan, aşıyı yapacak hemşireden bile huylanıyorsun ya yanlış birşeyler yaparsa diye; kıyafetlerin içeriğini okuyorsun tek tek, kaka ve gaz senin için eğlence ama aynı zamanda korku kaynağı da oluyor.Az yapsa dert, çok yapsa ayrı bir dert.
İlk zamanlar Gülce'nin ateşini ölçerdik durup durup onlarca kez.Uyurken durup durup odasının önünden geçiyoruz, bahaneler yaratıp odasına gidiyoruz.Hatta nefesini dinleyip ordan öyle çıkıyoruz.

Anne baba olunca karı-koca sıfatları askıya alınıyor, bazı akşamları konuşamadan uyuyup kalıyorsun.Yemeği birlikte yemek çoğu zaman mümkün olmuyor çünkü acil durum çağrısı geliyor Gülce'den.
O çağrı geldiğinde başka hiç bir şeyin önemi olmuyor.
Banyo yapmak, saçını taramak, uyumak, eşofman dışında birşeyler giymek, uzun uzun televizyon izlemek, film izlemek, rahat rahat telefonda konuşmak ...Önemsiz şeyler işte.
Onun dışında kakadan-pırttan mutlu olan,zaman kavramını yitirmiş,günden habersiz, uykusuztan zombi gibi biri oluyorsun işte.

Meme-gaz-kaka-uyku...Mutluluk dörtgenimiz.

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Annelik yolu 1. Ay

Evet nerde kalmıştık?
Doğumu anlattım sanıyorum, gelelim bebkli hayata.
Zaten 16 gün bebek evde değildi, o yüzden ilk ayımız için anlatacaklarıma rötarlı başlıycam.
Pazartesi sezeryan salı eve dönüş.
Kolay değil ağrıyan bir kesik yeri, erken doğum olduğu için hazırlıksız yakalanan süt gemeyen şiş memelerin acısı, yanımızda kızımızın olmamasıyla gönlü  hüzünlü anne-baba, endişeli ve acaba ne olacak düşünceleriyle eve dönüş...
Sorular, sorunlar ve şaşkınlık.
Bu süreçte benim en belirgin duygum buydu sanırım.Şaşkınlık.
Hiç de hazır olmadığım bir sürü soruyla, duyguyla, durumla karşılaşmanın verdiği ve ne yapacağını gerçekten bilememenin verdiği şaşkınlık...
Hastaneye giderken de, doktorum muayene ederken de, ameliyata girerken de şaşkındım.Kızımın sesini duyduğum an da da bana zat-ı şahanelerini gösterdikleri anda da şaşkındım.
Ne hissedeceğimi de bilememeiştim o an.Dünyanın en garip duygusuydu keza...
Hastanede yatarken kimseyi istemedik yanımızda, Ege ve ben vardık.Çünkü herkesi hastane odasına tıkıp, saatlerin geçmesini beklemek istemedik.Hatta en çok ben istemedim, zaten tüm o saatler boyunca yattım.Kimsenin yapabileceği bir şey yoktu.Küçük bir televizyon, gelen giden hemşireler ve arada uğrayan arkadaşlarımız ve kardeşler...Saat saat, hatta dakika dakika saydık zamanı.Cumadan pazartesiye ne uzun bir zaman var bilemezsiniz.

Hastanede 4 günü anlatan resimdir.
Ev sürecinde güçlü olmaya çalıştım çoğu zaman.ama dayanamadığım anlar da oldu, gözyaşlarına bazen engel olamadım, tıkadığım yerden fırlayıp kaçtılar.Saat 11de ve akşam 7de küvezi izlemek için bilgisayar başındaydık.Benim minicik kızım içerde elinde ayağındaki tüm kablolara bandajlara rağmen kıpır kıpırdı; tekmeler savuruyordu.tüm aile az zaman geçirmedik küçük ekrana bakarak.Uzay mekiği gibi bir şey o küvezler, benim miniminiminiğim ise içerde...

burda dabilgisayardan kızçemi izliyoruz.
Prematüre doğumlarda bebek küvezdeyken annenin sütü çoğu zaman gelmiyormuş ya da çekiliyormuş onca sıkıntının arasında.Bana olmadı da çok şükür ama eve süt sağma makinesiyle geldik.Bebek evde olmamasına rağmen iki satte bir sağıp steril poşetlerin içinde dondurucuya attık.Ama ilk başlarda o da çok zordu.Yaralar, yarıklar ve benim gözyaşlarım...İki anne vardı başımda da Nazi subayı gibi :)))Dakika sektirmediler, o acıya rağmen ağlayarak sağdık.Şaka bir yana iyi ki devam etmişiz, anne sütü gibisi var mı?

İki haftadan sonra bir salı günü, Ege aradı."Bir şey söylüycem ama heyecanlanmak yok "dedi.Ben zaten çoktan hazırım ya hemen üzerimiz değiştirmeye başlamıştım bile.Hemen Egepol hastanesine, orada çıkış işlemleri, bebekle ilgili bakım-bilgilendirme derken akşamüzerine doğru Gülce'yi evine getirdik.
İsmimiz Gülce bu arada...
Gülce Sultanım çok kilo alamamıştı ama en azından emmeyi biliyordu.Minnacık çenesi çok çabuk yoruluyordu ama olsun ben gerekirse her saat kalkıp emzirmeye hazırım, hazırdım.
İşte annelik serüvenim biraz rötarlı başladı.Ama sanırım hepimizin içinde yazılmış kodlar var ve zamanı gelince çıkarıp kullanıyoruz onları.Annelik de öyle bir şey, annemler çok küçük olduğu için tutamadılar önce ama ben altını da değiştirdim (Prematüre bebk bezinin küçüklüğünü tahmin edemezsiniz.) üzerini değiştirdim ( en küçük giysilerimiz bile büyük geldi) tuttum kucakladım.
Doya doya öptüm diyemiyorum çünkü hijyen kurallarına dikkat etmek gerekiyordu.Doya doya öpemedim değil öpmedim bile ilk günlerde.

Gülce geldikten bir gün sonra Ezgi'nin nikahı vardı, yani yetişti kızımız ama evden destek olduk diyelim, nikaha katılamadık.Sonrası gün de yapılacak bazı tahliller için Behçet Uz çocuk hastanesine gittik.İşte ben orda biraz kayışı kopardım da.Allah imseyi oralara düşürüp derman aratmasın öncelikle onu söyleyeyim.Bende akıl falan kalmadı orda.Her yer bebek ve çocuk ve hepsi hasta ya da doktora gelmiş.Normal insan bile olunca hastaneler zaten ürkütücü moral bozucu yerler, bebekler olunca dayanabilme daha da zor.Bir de benim kucağımdayken kan aldılar...Yıkıldım resmen, saatlerce ağlamamk için kastım kendimi.Gülce'nin kan alırkenki yüz ifadesi hala gözlerimin önünde .Zaten dönüş yolu boyunca ve evde aralıksız ağladım.Allah kimseye düşürmesin.
Atlatmam zaman aldı.

Tabi bu dönemde gelen giden oluyor, tamam anlıyorum ben de bebeği görmek isterdim böyle bir durumda ama olmuyor işte, mikroplar seni etkilemiyor olabilir ama bebek için tehlikeli durumlar yaratabilir.
Bu yüzden bundan sonra yeni doğum yapan birinin evine hemen gitmem, gitsem de bebeği görmek için ısrar etmem.

Ha gelenlerin çoğu ikramlandı, sohbetler edildi, çaylar içildi; ben uykusuzlukla mücadele ederken çoğu zaman odadan hiç çıkmadım.Ne düşüncesizlik yaaa...
Zaten bu lohusalık değişik bir psikoloji.Depresyonsa hakikaten depresyon.Uykusuzluk, bebeğin sorumluluğu, değişen hormonlar, ev işlerinin yapılması gerekliliği ve tabi bizim öncesinde yaşadığımız sıkıntılar bir de üstüne evde tıkılmak derken ben biraz yörüngeden şaştım sanırım.Gözler şiş ve kıpkırmızı bir halde tüm gün eşofmanlarla Gülce ve ben akşama kadar babamızı bekledik.Zor günlerdi vesselam.
Şu annelik psikolojisiyle ilgili yazacaklarım daha çok da onu da başka zaman artık...
Çok şükür şuan iyiyim, daha rahatım.Yavaş yavaş açılıyorum, insan içine çıkıyorum, evden dışarı çıkabiliyorum.Çok şükür.
Geri kalanına da sonra devam ederiz.


13 Ağustos 2013 Salı

Bebeğe Doğru

Doğru başlığı bir türlü bulamadım.Başlığı bulamayınca yazının ilk giriş cümlesi de gelmedi doğal olarak.Ekrana baktım baktım bir süre, sonra bir iki yerde oyalandım.Yok yok olmayacak bu yazıyı bugün yazıcam en azından.
Üç saattir uyutmaya çalıştığım prenses azıcık daha annesine izin verirse bilgisayarın başında durmama bu yazıyı yazıcam demeliyim aslında.

En başına gitmek gerekirse...Planlı, bilinçli, istekli, beklenen bir hamilelikti benimki.
Zamanının geldiğini hissediyorduk.Nasıl olur bilmiyorum ama üç senenin sonunda artık ben de bebekli hayaller kurarken buluyordum kendimi ya da Ege'yle birlikte planlar yaparken artık bebeği de düşünüyorduk.Ben hep böyle bir hamilelik istemiştim çünkü.Aniden gelen, beklenmedik olsun istememiştim.Çünkü öyle hamilelikte anne-bab ister istemez yaşayamadıklarının, yapamadıklarının sebei olarak bebeği görüyor gibi gelir bana.Ben öyle istememiştim işte.

Hamilelik testini kendim yaptım önce, zaten sonucu biliyordum ki.Şaşırmadık.Ertesi gün doktora gittik ama bir şey görünmedi çok erken olduğu için.Bir hasta sonra tekrar gidince kesinleşti tabi.Akşama annemlerle diğer annemler birlikteyken verdik güzel haberi.

İşte hayatımız o günden beri depdeğişik.

Kızçem beni hamileliğimin hiç bir aşamasında üzmedi.Zaten kısaltılmış bir yolculuk oldu bizimki de.İki ay erken bitti herşey.
Neyse çok rahattım, rahattık.Bulantı, kusma falan nedir bilmedim.Aş erme falan da olmadı (Babamız da rahat geçirdi yani) Kan değerlerim hep iyiydi, şekerim çok çok normaldi.Beslenmeme çok dikkat ettim, zaten bol süt içerim, herşey nerdeyse köyden gelir, annemler kendi yaparlar yani organik de beslendim.Çay kahve içmedim, makyaj yapmadım hatta krem bile kullanmadım(Düzgün beslenince ve dormonların etkisiyle cilt, saç şahane görünüyor zaten)
Eeeeeee, E'si bunlara rağmen erken doğum yaptım.
Ha bu arada hem İzmir'de hem de burda devlet hastanesinde iki doktora gittiğimi de ekleyeyim.Hatta bizim hastaneye koşturduğumuz cumanın iki gün öncesi burdaki doktora gidip 32. haftada olduğum için çalışabilir raporu bile almıştım.
Kader kısmet işte.Bazı şeylerin önüne geçemiyorsun.

İzmir'de Alsancak'ta Kadomer'de Hatice Aktan'dı doktorum.Deli dolu, enerjisi yüksek bir kadın.O dönemde bizim moralimizin bozulmasına nerdeyse hiç izin vermedi.Sevdik kendisini biz.Doğumu da Çınarlı Kadın doğum hastanesinde yaptım.Hatta Cumadan salıya kadar orda yattım.Orası da gayet başarılı.

Gelelim doğuma...
Ben en baştan beri fanatik bir şekilde normal doğumcu ya da sezeryancı değildim.Tabi her şey normal olursa normal doğum yapmak isterim ama bunu ben değil bebek belirleyecek-ti.Öyle de oldu zaten.
Cuma biz hastaneye koşarken suyum gelmişti zaten ama doğum belirtisi yoktu.Hatta sancı bile çekmedim ben.Bebeğin ciğerlerini geliştirmek için iğne yapıldı ve pazartesi de epidural sezeryanla geldi bizim minik.Tabi gelir gelmez de Egepol hastanesine küveze gitti.32+6da 1800gr ve 41 cm rakamlarımız.
Salı günü ben çiçeği burnunda bir anne gibi değil de ameliyat olmuş bir hasta gibi bebeksiz eve geldik.
Önce ağızdan beslenemedi kızçem.sonra yavaş yavaş beslenmeye başladı.Tabi biz bu arada süt sağmakla uğraştık onu da başka zaman anlatırım.Sonra hastaneye süt götürdük.İnternet sitesinden bebeğimizi görmeyi bekledik.İki hafta da öyle geçti.Zor dönemlerdi çok zor.Onu da anlatırım sonra uzun uzun.

Tabi bu dönemde hiç bir hazırlığımın olmadığını söylemedim değil mi?Allahtan biraz biraz alışveriş yapmıştım.Ama kıyafetler yıkanmamıştı, mobilyalar gelmemişti, ev temizlenmemişti, ben kapı süsü, bebek şekeri gibi şirinlikler düşünüyordum.Nerdeeeeeeeeeee?
Gerçi o dönemde kızımızın sağlığından başka şey düşünemiyorduk ya.Neyse....

Anlatacak çok şey var yaaa, prematüre hayattan, lohusalığa, bebekle yaşamdan hissettiklerime kadar...
Teker teker hepsini yazmak, anlatmak istiyorum.

İşte karşınızda ben;
Burda beş-beş buçuk aylık hamişim. Pikniğe gitmiştik ve hava acayip soğuktu.



8 Ağustos 2013 Perşembe

İyi Bayramlar

Herkese şeker tadında, bal gibi kaymak gibi bayramlar. Her şey gönlünüzce olsun.


1 Ağustos 2013 Perşembe

Geçen zamana dönersek

Geçen geçmiş, , olan olmuş. Ama kısaca özet geçmek istediklerim var.Öncelikle neden hamileliğimden blogumda bahsetmedimle başlayayım dedim.
Günlük tutma iddiasıyla yazan ben bu belkide hayatımın en şahane olayını yazamadım işte
Hatta taslaklarda birşeyler karalamıştım ama yayınlayamadım.Önce ilk üç ay geçsin dedim sonra cinsiyeti öğrenelim dedim doğum günü yok anneler gününde söylerim derken zaman geçti gitti. Sonrasında da bizim kız aceleci çıktı.
İster nazardan korkmak deyin ister ihtiyatlı olmak deyin olmadı bir türlü. Gerçi okulda bile dördüncü ayda söyledim öğretmen arkadaşlara.Hamilelik psikolojisi işte.Aileler ve yakın arkadaşlar biliyordu sadece.
Gerçi planlı bir hamilelikti bizimkisi.Bekliyorduk.Evliliğimiz iki kişi için cennetti biz de cennetimize üçüncüyü dahil etmek istedik.Karı-koca olma sınavını verdiğimizi düşündük sıra annebaba olma sınavında
Hamilelik ise apayrı bir dünya apayrı bir serüven.Kendi hikayemi de yazmak istiyorum bir ara fırsatını bulduğumda.
Azzzzzz soooooona tabi...


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...